Pera Müzesi’ne kaçıncı kez gittim hatırlamıyorum. Aynı tablolara kaçıncı kez baktım hatırlamıyorum. Her gittiğimde mutlu oluyor ve defalarca baktığım tablolarda başka başka ayrıntılar yakalıyorum. Hazır cumartesi günü işten de izin almışım Pera’ya gitmek güzel olur dedim. Sonunda Pera Müzesi ile ilgili sizlere bir şeyler aktarabiliyorum. Öncelikli olarak sizlere Pera Müzesi’nin biraz tarihinden daha sonra ise güncel olan sergilerinden bahsetmek istiyorum.
2005 yılında Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından kurulan, 1893 yılında mimar Achille Manoussos’un İstanbul’un Tepebaşı’nda inşa ettiği yapı ‘müze-kültür merkezi’ işlevini görmektedir. Pek çok vakıflar ve kuruluşlar ile birlikte ortak proje yönetmiş olan müze aynı şekilde dünyaca ünlü ressamların ve sanatçıların eserlerine bünyesi içinde yer vermiştir.
Ağırlık ve Ölçü Sanatı Sergisi
Pera müzesinde şu an güncel olan sergilerden biridir. Pera müzesine girdiğinizde merdivenlerden çıktığınızda sağ tarafta öncelikli olarak bu sergi ile karşılaşacaksınız. Uygarlıkların ölçü, ağırlık birimlerini ve araçlarını görebileceksiniz. Ağırlık ve Ölçü Sanatı, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu’ndaki ağırlık ve ölçü aletleri etrafında şekillenen ekonomiyi, kültürü, kültürlerarası sistem ilişkilerini, toplumsal güven dinamiklerini ve birimlerin standartlaşmasının yolculuğunu, MÖ 2. binyıldan günümüze uzanan bir süreci görebileceksiniz.

Ovidivus tarafından yazılan Fasti adlı kitapta “Ne olur çok kazanç elde etmemi sağla; kazancımın tadını çıkarayım! Müşterimi güzel sözlerle ikna etme zevkini tattır bana!” ibaresi geçmektedir. Sergide Roma’daki ağırlık ve ölçü birimleriyle ilgili de fikir oluşturabiliyoruz.
Hz. İsa’nın ikinci gelişini ve Son Yargı’yı temsil eden kompozisyon, İncil’de (Vahiy 20:12) tarif edildiği üzere ölülerin yaşarken sergiledikleri eylemlere göre yargılanacakları inancından yola çıkar. Bizans’ta, imparator figürünün merkezinde yer aldığı dünyevi mahkeme semavi mahkemenin bir yansıması olarak görülüyor, dünyevi adalet de semavi adalete karşılık geliyordu. Son Yargı kompozisyonlarında denge terazisinin odağa alınması, adil ve doğru tartmanın Tanrı’nın bir emri olduğunu hatırlatırdı. (Görsel 1)

Osmanlı Devleti dönemine ait ağırlık ve ölçü kavramlarını sergide görmek mümkündür. Tüccarların, esnafın ve kaşiflerin ölçü aletlerini farklı versiyonlarla görebileceğiniz bir imkan sunuyor. 1790’da Fransa Ulusal Meclisi, Fransız Bilimler Akademisi’nden tüm ağırlık ve ölçüler için değişmez bir standart oluşturmasını istemiştir. Neredeyse on yıl sonra Fransa, metrik sistem adı verilen sistemi kabul etmiştir. Böylece, bir metrelik bir çubuk ve Le Grand K olarak adlandırılan bir kilogramlık silindirden oluşan, platinden yapılmış iki prototip standart oluşturulmuştur. Osmanlı Devleti’nde bölgelere göre değişiklik gösteren ağırlık ve ölçü birimlerinde standartlaşma sağlamayı ve Avrupa ülkeleriyle yapılan ticaretin hacmini artırmayı amaçlayan “metrik sistem” kanunu 1869 yılında resmen kabul edilmiştir. Bu kanunla, zira-i aşari (metre), dirhem-i aşari (gram) ve ölçek (litre), devletin resmi uzunluk, ağırlık ve hacim ölçü birimleri olarak tanınmıştır. Yeni sisteme uygun ilk ağırlık ve ölçü takımları Fransa’dan getirtilmiştir. Öte yandan, 1869 yasasından sonra 60 yıl boyunca geleneksel ölçüler ile metrik ölçüler imparatorluk topraklarında birlikte kullanılmıştır. Metrik sistemin zorunlu kılınması ise Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin 1931 yılında yayınladığı “Ölçü ve Tartılar Kanunu” ile tam anlamıyla gerçekleşmiştir

Sergiyi, https://www.peramuzesi.org.tr/sergi/agirlik-ve-olcu-sanati/1271 linkini tıklayarak üç boyutlu olarak gezebilirsiniz.














Kahve Molası
Ağırlık ve Ölçü Sanatı Sergisi’nin hemen karşısında bulunan sergi Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu’ndan yapılan seçki ile kahve etrafında şekillenen çeşitli rutinleri, ritüelleri, ilişkileri ve kamusal alan, toplumsal rol, ekonomi gibi modernizmle bağdaştırılan kavramları, kahve kültürü ve bu kültürün gelişmesine katkıda bulunan Kütahya seramik üretimi ekseninde incelemektedir.

Kahve tüketimi yaygınlaştıkça, kahve ritüeli ile ilgili malzemelerin, özellikle de fincanların, -Çin porselenlerinden de esinlenerek- üretimi armıştır 16. yüzyılda İznik’te az da olsa fincan yapımının olduğu bilinse de, Kütahya’da 17. yüzyldan önce fincan üretimine dair bir bulguya rastlanmıyor. Kütahya’da fincan üretimi 17. yüzyılda hız kazanmış, 18. yüzyılda ise şehirdeki atölyelerin tekeline geçmiştir. Bu dönemde genellikle bitkisel bezemeli veya soyut figürlerle desenlendirilmiş fincanlara tabak ve zarf da eklenmiştir. Önceleri seramikten yapılan ve fincana yapışık şekilde duran fincan zarfları Osmanlı kültürüne aittir; tabak kullanımının ise büyük olasılıkla Batı merkezli olduğu düşünülmektedir. Kahvenin hazırlık, servis, tüketim ve saklama aşamalarında kullanılan kahve değirmeni, kahve tavası, kahve soğutucusu, cezve, ibrik ve kahve güğümü gibi malzemeler de kahve seremonisini tamamlayan diğer öğelerdir.

Kahve Molası Sergisi`nde Sanatçı kolektifi oddviz’in Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kütahya Çini ve Seramikleri koleksiyonundan ilhamla ürettiği Voronoi, koleksiyondan seçilen yaklaşık 150 eserin fotogrametri tekniği kullanılarak üç boyutlu modellenmesi ve dijitale çevrilmesiyle 18. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan bir zaman diliminde üretilmiş eserleri güncel ve dijital bir dil aracılığıyla bugüne aktardığı, fiziksel ile dijitalin birbirine temas ettiği noktalara odaklanan ve ikisi arasındaki geçişliliği vurgulayan videoya da ulaşabilirsiniz.


Kesişen Dünyalar

Müzenin ikinci katında bulunan Kesişen Dünyalar Elçiler ve Ressamlar Sergisi Suna ve İnan Kıraç Vakfı Oryantalist Resim Koleksiyonu‘ndan yapılan seçki bizleri sanatın rehberliğinde diplomasi tarihine götürüyor ve ilgi çekici kişiliklerle tanıştırıyor. Elçilerin Doğu’ya giderken maiyetlerine aldıkları ressamlara ya da burada karşılaştıkları sanatçılara sipariş vererek yaptırdıkları eserler Avrupa şatolarının duvarlarını süsleyen koleksiyonlara, gravürlü kitaplara dönüşmüş; başka sanatçıların eserlerine de kaynaklık ederek Osmanlı dünyasına ilişkin geniş bir görsel dağarcığın oluşmasını sağlamıştır. Avrupa ülkelerine gönderilen Osmanlı elçileri de dönemin önde gelen Avrupalı ressamlarının fırçasından çıkan anıtsal portrelere konu olmuş, bu önemli ziyaretin anısı yaşatılmıştır.

Müze, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) işbirliğiyle, 16 Eylül – 12 Kasım 2017 tarihleri arasında 15. İstanbul Bienali’ne ev sahipliği yapmıştı. O dönem müzede 17 sanatçının eseri yer almış içlerinden Alejandro Almanza Pereda “Boşluk Korkusu” eserini müzeye bağışlamıştı. Serginin bulunduğu alanda bu eseri görebilirsiniz. Almanza Pereda, beton gibi bir inşaat malzemesini dış alan manzaralarıyla karşı karşıya getirerek insan eliyle gerçekleştirilen inşaatlardaki boşluk doldurma süreçlerine dikkat çekmektedir. “Boş alan korkusu ya da antipatisi” bir resim düzleminin negatif boşluklarını detaylarla doldurmaya dayalı geleneksel bir görsel tekniktir. Enstalasyonda, insanların coğrafyayı kendi isteklerine göre durmadan ve aşındırarak biçimlendirmelerinin karşısına pastoral bir doğa manzarası konuyor.













Osman Hamdi Bey
Kesişen Dünyalar sergisinin hemen karşısında bulunan Osman Hamdi Bey’e ait tablolara ulaşabilirsiniz. Pera Müzesi’nin Sevgi ve Erdoğan Gönül Galerisi’nde Osman Hamdi Bey’e ayrılan bu özel bölüm, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Oryantalist Resim Koleksiyonu’nda yer alan yapıtlarıyla, tutkunu olduğu resim sanatıyla ilişkisinin farklı yönlerini sergileyen örnekler sunmaktadır. Ayrıca “Osman Hamdi Bey’in Dünyasına Yolculuk: Sanal Gerçeklik Deneyimi” ile sanatçının tarihsel veriler doğrultusunda kurgulanmış çalışma ortamını ziyaret etme ve “Kaplumbağa Terbiyecisi” resminin içinde etkileşimli bir gezintiye çıkma imkânı vererek, bu çok yönlü kişiliği bir kez daha selamlıyor. (Covid-19 salgınına karşı “Osman Hamdi Bey’in Dünyasına Yolculuk” sanal gerçeklik deneyimi şu anda hizmet vermemektedir.)

Osman Hamdi Bey, Tanzimat Dönemi’nin yetiştirdiği bir Osmanlı aydını; resim, arkeoloji, müzecilik, sanat eğitimi gibi kültür-sanat yaşamının farklı alanlarında, bir ömre ancak sığdırılabilecek zenginlikte ve çeşitlilikte katkıları olmuş bir kişilik. Günümüzde varlığını Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak sürdüren Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’nin de kurucusudur. İlk Türk ressamlarından birisidir ve Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressam olarak tarihe geçmiştir. Onu en çok Kaplumbağa Terbiyecisi eseriyle tanıyoruz. 1906 ve 1907 yıllarında iki farklı versiyonunu çizdiği bu tablonun 1906 yılındaki versiyonu Pera Müzesi’nde sergilenmektedir.







Bilet
Tam: 25 TL
İndirimli: 10 TL
(12 yaş üstü öğrenciler, öğretim görevlileri, 60 yaş ve üstü)
Grup: 20 TL (tek seferde 10 bilet ve üstü)
Ücretsiz: Pera Müzesi Dostları, engelliler ve her engelliye refakat eden bir kişi, 12 yaş ve altı çocuklar, ICOM kart sahipleri, MMKD üyeleri ve basın mensupları, çarşamba günleri öğrenciler, cuma günleri saat 18.00’dan sonra herkes Pera Müzesi’ni ücretsiz ziyaret edebilir.
Uzun Cuma
Pera Müzesi her cuma 18.00-22.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.
Genç Çarşamba
Pera Müzesi ziyareti ve Pera Film gösterimleri çarşamba günleri tüm öğrencilere ücretsiz.
Ziyaret
Salı – Cumartesi 10.00-19.00
Pazar 12.00-18.00
Müze, pazartesi günleri kapalıdır.
“Osman Hamdi Bey’in Dünyasına Yolculuk” sanal gerçeklik deneyimi Salı ve Çarşamba günleri hizmet vermektedir.
Saatler: 10.30–14.00 ve 15.30–19.00
Özel Günler
Müze, Şeker ve Kurban bayramlarının birinci günü ve her yıl 1 Ocak’ta kapalıdır.
Ulaşım
Metro
Yenikapı – Hacıosman (M2) hattında, Şişhane durağında inin. Şişhane çıkışını kullanın ve Meşrutiyet Caddesi üzerinde ilerleyin. Pera Müzesi 10 dakika yürüme mesafesinde.
Otobüs
Tarlabaşı Bulvarı, İngiltere Başkonsolosluğu önündeki Tepebaşı-Beyoğlu otobüs durağında inin. Pera Müzesi 5 dakika yürüme mesafesinde.
Bu duraktan geçen otobüs hatlarını görmek için linke tıklayınız.
Yakındaki Otoparklar
Pera Müzesi’ne aracınızla geliyorsanız, Beyoğlu Tepebaşı İSPARK’ı kullanabilirsiniz.
