34, Sağırlaşmadım

Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde
şu dünyanın ıssızlığı
Tanrı kimsenin başına vermesin
böyle bir yalnızlığı!
Y.K.

Altı gün önce 34 yaşıma bastım.
“Bastım” diyorum ama aslında yaş, insanın içine sessizce yerleşiyor. Bir sabah uyanıyorsun ve artık 34’sün.
Blog sayfamda şimdiye kadar filmlerden, mekânlardan, gidilen yerlerden söz ettim. Başkalarının hikâyelerini anlattım. Ama ilk kez kendi içime dönüp, kendimden bahsediyorum.
Okuyan olur mu bilmiyorum. Belki kimse okumaz.
Ama yine de yazıyorum. Çünkü bazen insan anlaşılmak için değil, bir yerlerde hatırda kalmak için yazar.
Kulaklığımda Rodrigo’nun gitar konçertosu çalıyor. Laptop önümde, odanın bir köşesindeyim. Neden yazdığımı tam bilmiyorum. Ne yazacağımı da… Ama yazıyorum. Çünkü içimde susmayan bir şey var.
Otuz dört yıla çok insan, çok hikâye, çok kırılma sığdırdım.
Bazıları rüya gibiydi; sabah olunca dağıldı.
Bazılarıysa iz bıraktı. Silinmeyen, insanın içine işleyen izler.
Hayat kolay mıydı?
Hayır. Kolay değildi.
Ama büyümek… beklediğimden daha güzelmiş.
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: Sayılar sandığımız kadar güçlü değil. Takvim yaprakları tek başına anlam taşımıyor. Asıl mesele o günleri nasıl taşıdığın. Yolu nasıl yürüdüğün. Yorulunca nerede durduğun. Düşünce nasıl ayağa kalktığın.
Ve belki de en önemlisi…
Yürürken kalbini ne kadar koruyabildiğin.
Geçen zamanın meselesi, onun geçmesi değil; onu nasıl kullandığındır.
Beni en çok düşündüren şey de tam olarak bu.
Hatalarım, sırtımdaki küfeye ağırlık yapıyor.
Yanlış insanlarla kaybedilen zamanlar, yanlış düşünceler, yanlış yerlerde susuşlar… Gençlik hataları.
Bazen bunlarla yaşamak ağır geliyor.
Bazen de şunu soruyorum kendime:
Onlar olmasaydı, bugünkü kendime kavuşabilir miydim?
Sanmam.
Kendimden emin olduğum yanlarım var. Kendimle gurur duyduğum taraflarım var. Asıl kimliğimin, beni ayakta tutan değerlerin yolumu aydınlattığına inanıyorum.
Şairin dediği gibi:
“İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse, öbürüne sağır.”
İşte tam da bu yüzden sağır olmadığıma seviniyorum.
Yanıldım ama kör olmadım.
Susturuldum ama sağırlaşmadım.
Hayat denen bu yolda artık daha net görerek, daha sağlam adımlarla yürüyorum.
İhtiyacım olan en önemli şey bereket ve güzel işler.

Bir buçuk yaşında kedimle, hayata bakan bir ben…


Bak, büyüdük yahu.
Ve sonunda bir avuç toprak… Hepsi bu.
Bu yüzden ömrü gözümde büyütmüyorum.
Ne yüceltiyorum ne küçümsüyorum. Sadece olduğu gibi görüyorum.
İnsan… hamuru bozuk bir varlık bazen.
Selam ver ama borçlu kalma.
Değerli olan, senin dolu gördüğün şeylerdir.
Gerisine takılmıyorum artık.
Hırslar, kibirler ve hiç bitmeyecekmiş gibi bu hayatı sahiplenmek bana göre değil.

Hoş geldin, 34 yaşım.
Başım gözüm üstüne kattıkların.
Çünkü bilirim…
Dönüş yalnızca Sevgili’ye

Bir gün bana “Hayatının sonuna kadar sadece bir şarkı dinleyeceksin” deseler, tereddütsüz onu seçerdim.