He had made the cat his own. He invented a cat style, a cat society, a whole cat world.
English cats that do not look and live like Louis Wain cats are ashamed of themselves
H. G. Wells.
Hüzün ve Sanat Arasında: Louis Wain’in Hayatı
5 Ağustos 1860’ta dünyaya gelen Louis Wain, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başlarında özellikle kedi temalı illüstrasyonlarıyla geniş bir ün kazanmış bir sanatçı ve illüstratördür. Bununla birlikte, onun yaşam öyküsü yalnızca sanatsal başarılarla değil, aynı zamanda zihinsel sağlık sorunları ve kişisel trajedilerle de şekillenmiştir. Wain, kariyerine The Illustrated Sporting and Dramatic News gibi dergilerde hayvan ve kırsal manzara çizimleri yaparak başlamış; ancak onu sanat tarihinde farklı bir konuma taşıyan, insansı özellikler taşıyan ve sevecen bir üslup ile betimlenen kedi çizimleridir.
Wain, kız kardeşlerinin mürebbiyesi olan Emily Marie Richardson ile evlenmiş ve çift, Hampstead’de yaşamaya başlamıştır. Bu dönemde ailelerine siyah-beyaz tüylere sahip Peter isimli bir kedi yavrusu da katılmıştır. Evliliğin hemen ardından Emily’nin meme kanserine yakalanması, çiftin yaşamını derinden etkilemiştir. Peter, Emily için büyük bir teselli kaynağı olurken, Wain’in de daha sonra ifade ettiği üzere, sanatçı kimliğinin temelini atan yaratıcı sürecin başlangıcını oluşturmuştur. Wain, eşini neşelendirmek amacıyla kedilerin—özellikle Peter’ın—çizimlerini yapmaya başlamış; bu çizimler Emily’ye moral kaynağı olmuş ve onu, kocasını bu eserleri yayımlamaya teşvik etmeye yöneltmiştir.
–Kedi Peter–
Louis Wain, ilk kedi çizimlerini 1884 yılında The Illustrated London News’e satarak yayımlatma fırsatı bulmuştur. Aynı dönemde, Mrs. Tabby’s Establishment adlı çocuk kitabını resimlemesi, sanatçı için önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu eserde yer alan kedilerden biri, Wain’in kendi kedisi Peter’ın karakterinden esinlenerek betimlenmiştir. Wain’in kedi çılgınlığı olarak anılan ünü ise Illustrated London News’in Noel sayısında yayımlanan “Kitten’s Christmas Party” başlıklı illüstrasyonuyla başlamıştır. Söz konusu sayıda, Noel kutlamalarına hazırlanan 150’den fazla kedinin resmedildiği sahneler dikkat çekmiştir. Ancak kısa süre sonra Wain’in eşi Emily Richardson’un vefatı, sanatçıyı derin bir depresyona sürüklemiştir. Ardışık kişisel trajediler ve giderek ağırlaşan ruhsal problemlerle örülü yaşamı, onun sanatına hem ilham hem de gölge düşürmüştür. Bu kayıp, Wain’de kalıcı bir melankoliye yol açmış; zamanla onun mutsuz, dengesiz ve huzursuz bir kişiliğe evrilmesine zemin hazırlamıştır.
-Noel Partisi-
Ne yazık ki Louis Wain, mali çıkarlarını koruma noktasında hatalı kararlar almış ve eserlerinin hiçbir maddi karşılık almaksızın çoğaltılmasına izin vermiştir. Çalışmalarının popülerliği devam etmesine rağmen, evlenmemiş kız kardeşlerine maddi destek sağlamaya çalışırken kendi geçimini temin etmekte zorlanmış ve giderek yoksullaşmıştır. Ruh sağlığının kötüleşmesi üzerine, kız kardeşleri tarafından 1924 yılında Güney Londra’nın Tooting bölgesinde bulunan Springfield Akıl Hastanesi’nin yoksullar koğuşuna yatırılmıştır. Louis Wain, yaşamının ilerleyen dönemlerinde birkaç kez hastane değiştirmiş; önce Bethlehem Hastanesi’ne, ardından 1930 yılında hayatının geri kalanını geçireceği Napsbury Hastanesi’ne nakledilmiştir. Bu kurumda başıboş bir kedi popülasyonu bulunmaktaydı ve Wain günlerini, ağaçlar ve bahçeler arasında sanat eserleri üreterek geçirmiştir. Felç geçirmesinin ardından yalnızca birkaç ay yaşamını sürdüren sanatçı, 4 Temmuz 1939 tarihinde 79 yaşında vefat etmiştir.
Renkler ve Hayat: Louis Wain Filmi
–Tanıtım Yayın Posteri–
Yönetmenliğini Will Sharpe’ın üstlendiği “The Electrical Life of Louis Wain”, dünya prömiyerini 2 Eylül 2021 tarihinde 48. Telluride Film Festivali’nde yapmıştır. Film, sırasıyla 5 Kasım 2021’de ABD’de Prime Video üzerinden, 1 Ocak 2022’de ise Birleşik Krallık’ta StudioCanal tarafından gösterime girmiştir. İngiliz sanatçı Louis Wain’in sıra dışı yaşamını ve psikedelik eserlerini konu edinen biyografik drama, başroldeki Benedict Cumberbatch’in performansıyla dikkat çekmektedir. Claire Foy’un Louis Wain’in eşi Emily’i canlandırdığı yapımda; Sharon Rooney, Andrea Riseborough ve Hayley Squires gibi oyuncuların sergilediği performanslar da övgüye değer bulunmaktadır. Yapımın estetik ve sofistike anlatımı, Olivia Colman tarafından seslendirilmiş, müzikleri ise Arthur Sharpe tarafından bestelenmiştir. Film, Saraqusta Film Festivali’nde En İyi Uzun Metraj Film, En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu ve Genç Jüri ödüllerine layık görülmüştür
Louis Wain’in Sanatından Seçkiler
-The Electrical Life of Louis Wain Fragmanı-
-The Electrical Life of Louis Wain Film Müzikleri-
Birkaç Replik..
Louis Wain : Dünyayı güzel, sıcak ve nazik kılıyorsun. Çok geç olmadan bunun için sana teşekkür etmek istedim.
Emily Richardson-Wain : Dünyayı ben güzelleştirmiyorum Louis. Dünya güzel ve sen de bunu görmeme yardımcı oldun. Unutma – işler ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın, ne kadar mücadele ediyormuş gibi hissedersen hisset, dünya güzelliklerle dolu. Ve onu yakalamak sana kalmış Louis. Bakmak ve olabildiğince çok insanla paylaşmak. Sen, o hayat ışığının kırıldığı bir prizmasın.
Bayan Wain :Ailenden kaçabilirsin Louis. Ama kederinden kaçamazsın. Acı, seni vahşi bir gölge gibi takip eder.
Anlatıcı:Tuhaf toplumsal önyargılarının ve her şeyin bok gibi kokmasının yanı sıra, Viktorya dönemi İngilteresi aynı zamanda bir yenilik ve bilimsel keşifler diyarıydı. İngiltere’nin en parlak beyinlerinden birçoğu elektriğin doğasını araştırıyordu. Gücünü pratik amaçlarla kullanmak için. Ancak genç Louis Wain için bu bambaşka bir şeydi. İnsan beyninin zar zor kavrayabileceği kadar sıra dışı ve tuhaf bir şeydi. Zaman zaman eterde parıldadığını hissedebildiği gizemli, temel bir güç. Ve hayatın en endişe verici sırlarının anahtarı.
1985 yılında, animasyon dünyasına yepyeni bir soluk getiren bir stüdyo kuruldu: Studio Ghibli. Kurucuları Hayao Miyazaki, Isao Takahata ve Toshio Suzuki’nin vizyonuyla şekillenen bu stüdyo, kısa hikayeler ve TV reklamlarının ötesine geçerek, biz anime severlere unutulmaz uzun metrajlı filmler sundu. Bu eşsiz filmler, sadece izleyicilerin kalbini fethetmekle kalmayıp, Animage, Altın Ayı ve Akademi Ödülü gibi prestijli ödülleri de kazandı. Ghibli’nin kurucuları, stüdyo kurulmadan önce de Japon animasyon sahnesinde önemli işlere imza atmışlardı. Stüdyonun büyülü atmosferini yaratan müziklerin çoğu ise, usta besteci Joe Hisaishi’nin elinden çıktı. Ghibli filmlerinin Japonya’daki dağıtımını TOHO firması üstlenirken, dünya çapında izleyiciyle buluşmasında ise Disney’in büyük rolü oldu. Benim için her biri ayrı birer hazine olan bu filmleri, şimdi kronolojik sırasıyla ve kısaca içerikleriyle sizlerle paylaşacağım.
Rüzgarlı Vadi / Nausicaä of the Valley of the Wind / 風の谷のナウシカ
Hayao Miyazaki’nin 1984 yılında yönettiği “Rüzgârlı Vadi” animasyon filmi, genellikle Studio Ghibli’nin ilk eseri olarak düşünülür. Ancak bu film, aslında Miyazaki’nin Animage dergisinde yayımladığı bir manga serisine dayanmaktadır. Uzun metrajlı bir film olarak Isao Takahata’nın yapımcılığında hayata geçirilen “Rüzgârlı Vadi”, vizyona girdiğinde Japonya’da geniş yankı uyandırmıştır. Her ne kadar Studio Ghibli kurulmadan önce yapılmış olsa da, stüdyonun oluşumunda büyük bir etkisi olduğu için bu film bir Ghibli eseri olarak anılır. Filmin efsanevi müzikleri ise, o tarihten itibaren Miyazaki’nin tüm uzun metrajlı filmlerine ruh veren usta besteci Joe Hisaishi tarafından bestelenmiştir
Konusu /Bin yıldır yeryüzü, kirli ve zehirli bir atmosfere bürünmüştür ve insanlar artık koruyucu maske takmadan yaşayamaz hale gelmiştir. Yaşamın hala yeşerdiği vadilerde, birbirinden izole olmuş küçük toplumlar bulunur. Nausicaä, işte bu izole topraklardan biri olan Rüzgârlı Vadi’nin cesur prensesidir. Tolmekian Prensesi Kushana, antik bir tanrıyı canlandırmak ve zehirli bölgeleri ele geçirmek amacıyla Rüzgârlı Vadi’ye göz diker. Vadide yaşayanları kontrol altında tutmak için Nausicaä’yı esir alır. Ancak Nausicaä, tutulduğu yerden kaçmayı başarır ve yeryüzünün altında verimli topraklar keşfeder. Gördüklerinden sonra, Nausicaä’nın tek amacı, Savaşçı Devi’yi canlandırmaması için Kushana’yı ikna etmektir.
Gökteki Kale / Laputa: Castle in the Sky / 天空の城ラピュタ
Yönetmenliğini Hayao Miyazaki’nin, yapımcılığını ise Isao Takahata’nın üstlendiği bu film, 1986 yılında izleyiciyle buluştu. Studio Ghibli’nin ilk eseri olan bu uzun metrajlı anime, aynı yıl Animage Anime Büyük Ödülü’nü kazandı. Filmin ilham kaynağı ise, Miyazaki’nin 1984’te yaptığı bir Galler ziyareti oldu. Bu ziyaret sırasında tanık olduğu maden işçisi grevlerinden derinden etkilenen Miyazaki, bu etkiyi fantastik bir macera eşliğinde filmin hikâyesine ustaca yansıttı.
Konusu / Bir madenci köyünde işci olan Pazu, gökten kollarına düşen Sheeta ile orada tanışır. Sheeta, Laputa’nın iktidarını ele geçirmeye çalışan ve bu plan çerçevesinde Sheeta’yı kaçıran Muska’nın hava taşıtından aşağıya atılmıştır. Muska’nın efsanevi uçan adayı bulması için gerekli mavi taş Sheeta’dadır. Pazu Sheeta’ya bu uçan adayı babasının gördüğünü söyler. Pazu, Sheeta ile birlikte bu adaya ulaşmak için can atıyordur. Sheeta bir kez daha Muska tarafından kaçırılınca Pazu bu adanın ganimetlerine ulaşmak isteyen korsanlar çetesi Dola Klan ile istemeyerek olsa bile iş birliğine girmiştir. Muska harekete geçerek Laputa’nın robotlarından birini ele geçirip diriltmeye çalışmıştır. Bu robotun gücünü kullanarak dünyayı ele geçirmeye çalışan Muska ve Sheeta’nın maceraları anlatılmıştır.
Ateş Böceklerinin Mezarı / Grave of the Fireflies / 火垂るの墓
Isao Takahata tarafından yazılıp yönetilen bu film 1988 yılında vizyona girmiştir. Akiyuki Nosaka’nın 1967 tarihli Naoki ödüllü yarı otobiyografik romanına dayanan film, savaşın sonuçları ve yıkıcı bir duygusal deneyime dair evrensel bir nitelik taşır. Bu yapıt savaşın bireyler üzerindeki etkisini yansıtmaktadır.
Konusu / İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, Japonya, müttefik devletlerin bombardımanı altında kalmıştır. Kobe şehri de bombalanan yerler arasındadır. Hikaye Kobe şehrinde yaşayan genç Seita ve kız kardeşi Setsuko arasında geçmektedir. Anneleri ateş fırtınasında kalır ve yanan vücudu artık bu acıyı kaldıramaz ve Seita’nın gözleri önünde vefat eder. Seita bu durumu Setsuko’dan saklamaya çalışır. İki kardeş teyzelerinin yanına Nishinomiya’ya yerleşir. İlerleyen süreçlerde teyzesiyle anlaşamaz ve teyzesinin kötü davranmaları karşısında kardeşini de alıp evden ayrılır. Kendilerine bir sığınak bulup çalıntı yemeklerle veya doğadan buldukları yiyeceklerle yaşamaya çalışırlar. Setsuko yetersiz beslenmeden dolayı hastalanmaya başlar. Setsuko artık bu yetersiz beslenmeye dayanamaz ve ölür. Filmin başından beri Setsuko’nun elinde bulundurduğu şeker kutusu artık onun külleri için bir kap olacaktır.
Komşum Totoro / My Neighbour Totoro / となりのトトロ
Hayao Miyazaki tarafından yazılıp yönetilen film, 1988 yılında vizyona girmiştir. Filmin kahramanı Totoro stüdyonun maskotu olmuştur. Planlama aşamasına geçmekte zorlanılmıştır. O dönem stüdyo kendine yeter vaziyette değildi ve desteğe ihtiyaçları vardı. Potansiyel destekçiler filmi fazla çocuksu ve aksiyondan uzak buluyordu. Totoro, Takahata’nın Ateş Böceklerinin Mezarı’nı yapmayı kabul etmesiyle birlikte destekçilerin desteğini aldı.
Konusu / Satsuki ve kız kardeşi Mei, hasta annelerinin tedavi gördüğü hastaneye yakın olabilmek için babalarıyla birlikte bir kır evine taşınırlar. Bir gün, maceraperest Mei tuhaf bir yaratıkla karşılaşır ve onu takip etmeye başlar fakat onu gözden kaçırır. Mei, elinde bir torba meşe palamudu taşıyan başka bir yaratığı farkeder ve onu bir ağacın gölgesi altından yeraltına inen bir koridor boyunca izler. Orada horlamakta olan dev Totoro ile karşılaşır. Mei, bu karşılaşmadan sonra kız kardeşi Satsuki’yi de ikna ederek Totoro’nun yanına götürür. İki kız kardeşin orman ruhlarıyla olan maceresı artık başlamıştır.
Küçük Cadı Kiki / Kiki’s Delivery Service / 魔女の宅急便
Yönetmen ve senaristliğini yapan Hayao Miyazaki’nin 1989 yılında vizyona giren filmidir. Eiko Kadano’nun aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Filmde eski ile yeni sık sık kıyaslanmıştır.
Konusu / Kiki, ataları gibi tam bir cadı olmak için 13 yaşında kedisi Jiji ile birlikte evden ayrılır. Kendini geliştirmesi için bir sahil kasabasında yer bulan Kiki, fırıncı Osono’nun yanında kalmaya başlar. Hem fırında çalışır hem de fırının çatı kadında bir oda da yaşamaya başlayan Kiki uçma yeteneğini kullanarak dağıtım hizmeti yapmaya başlamıştır. En büyük isteği uçmak olan Tombo ile tanışan Kiki uçma yeteneğini kaybetmişti. Şehire giriş yapan zeplinin saat kulesine çarpacağını farkeden Kiki için zor anlar başlamıştır.
Dün Gibi / Only Yesterday / おもひでぽろぽろ
1991 yılında yayınlanan filmin yönetmenliğini ve senaristliğini Isao Takahata, yapımcılığını Hayao Miyazaki ve Suzuki Toshio yapmaktadır. Hotaru Okamoto ve Yuko Tone’nin mangasına dayanan film Ghibli’nin çok daha fantastik filmlerinin aksine çağdaş bir dramadır. Japonya’nın kır ve kent hayatının farklı dönemler içerisinde işleyen film yazıldığı dönemde Ghibli’nin ABD’de dağıtılmayan tek sinema eseriydi.
Konusu / Tokyo’da çalışan Taeko Okajima şehir hayatından bunalmış ve artık kafasını dinlemeye ihtiyacı vardır. Kız kardeşinin kocasının ailesinin Yamagata’da bir çiftliği vardır. Şehir hayatından uzaklaşmak isteyen Taeko bu çiftliğe gider. Seyahat boyunca çocukluğundaki anılara giden Taeko çiftlikte mutlu olmaya başlar. Bu değişim ona kendi gençliğini; aşkları ve hayal kırıklıkları bugün ortaya çıkan kadını yaratan genç kızı hatırlatır.
Porco Rosso Kırmızı Kanatlar / Crimson Pig / 紅の豚
Hayao Miyazaki tarafından yazılıp yönetilen film 1992 yılında çıkmıştır. Hayao Miyazaki’nin Hikōtei Jidai adlı mangasına dayanmaktadır. Yayınlandığı yıl gişede bir numaraya yerleşen film başlangıçta 30-45 dakika uzunluğunda Japon Havayolları tarafından uçuş içi gösterim olarak finanse edilse de H. Miyazaki’nin projeye dahil olmasıyla birlikte film uzun metrajlı bir hal almıştır. Miyazaki’nin filmleri uçuşa olan tutkusuyla tanınır ve Porco Rosso heyecan verici hava sahnelerinden bazılarını içeriyor!
Konusu / 1930’larda İtalya’da geçen Porco Rosso , plajlara ve eski Fransız şarkılarına düşkün, dönek usta bir pilot olan domuz Marco’nun yüksekten uçan maceralarını konu alıyor. 17 yaşındaki Fio’yu bir hava korsanları çetesinden kurtardıktan sonra Marco, kendisini Faşist İtalyan polisi ve bencil bir Amerikan uçan ası tarafından takip edilirken bulur.
Büyülü Dalgalar / Ocean Waves / 海がきこえる
Yönetmenliğini Tomomi Mochizuki’nin yapımcılığını Isao Takahata’nın yaptığı film 1993 yılında gösterime girmiştir. Bir TV animesi olan film Saeko Himuron’un kitabına dayanmaktadır.
Konusu / Yutaka ve Taku iki iyi dosttur. Sömestr arasında okullarına gelen Rikako, Kochi’ye uyum sağlayamaz. Tokyo’ya babasının yanına dönmek isteyen Rikako Hawaii gezisinde parasını kaybettiğini söyleyerek Taku’dan borç para ister. Tokyo’ya gitmek için yeterli parayı toplayan Rikaku’yu yakın arkadaşı Yumi bu seyahat için onu yarı yolda bırakır. Rikaku, Taku ile birlikte Tokyo’ya gider. Babasının bir metresi olduğunu, odasını değiştirdiğini ve erkek arkadaşı Okada’nın onu terk ettiğini öğrenir.
Büyük Rakun Savaşı / Pom Poko / 平成狸合戦ぽんぽこ
Tasarımını Hayao Miyazaki’nin üstlendiği filmin senaryo yazarlığını ve yönetmenliğini Isao Takahata yapmaktadır. 1994 yılında gösterime giren filmde sıkça kültürel ve mitolojik öğeler öne çıkarılmıştır. Film, toplumdaki ilerlemenin doğaya ne kadar ciddi maliyetlere mal olabileceğini vurguluyor ve gösteriyor. Film, Japon büyülü folklorik figürlerini ve günümüz Japonya’sının sorunlarını birleştiriyor.
Konusu / Şekil değiştiren rakunlardan oluşan bir topluluk, ormandaki evlerinin kentsel gelişme nedeniyle yok edilmesini önlemek için mücadele vermeye karar veriyorlar. Hikaye 1960’ların sonlarında Japonya’da başlıyor. Bir grup tanuki , Tokyo’nun eteklerindeki Tama Tepeleri’nde bulunan New Tama adlı devasa bir banliyö geliştirme projesinin tehdidi altındadır . Gelişme, orman yaşam alanlarını kesiyor ve topraklarını bölüyor. Hikaye 1990’ların başında Japonya’da, Heisei döneminin ilk yıllarında devam ediyor . Her yıl sınırlı yaşam alanı ve yiyecek azalan tanukiler, azalan kaynaklar için kendi aralarında kavga etmeye başlarlar, ancak ana reis Oroku’nun teşviki üzerine, gelişmeyi durdurmak için birleşmeye karar verirler.
Yüreğinin Sesi / Whisper of the Heart / 耳をすませば
Yapımcılığını Hayao Miyazaki’nin yaptığı filmin yönetmenliğini Yoshifumi Kondo üstlenmiştir. Aoi Hiiragi’nin aynı adlı mangasına dayanan filmin odağında, kitap sevgisi, okuma yazma sevgisi vardır. Ghibli filmlerinde sıkça gördüğümüz geleneğe bağlılıkla modernliğin kabulü arasındaki çatışma temasını daha da ileri taşımaktadır.
Konusu / 14 yaşındaki Shizuku Tsukishima orta okulu bitirmek üzere olan bir genç kızdır. Kitap okumayı çok seven Shizuku, kütüphaneden aldığı kitapların içinde kart bulur. Kartlarda Seiji Amasawa yazmaktadır. Bu kişinin kim olduğunu merak eden ve araştırmaya başlayan Shiuzku, kendi hayatıyla ilgili de önemli şeyler keşfedeceği bir yolculuğa çıkar.
Prenses Mononoke / Art of Princess Mononoke / もののけ姫
1997 yılında vizyona giren filmin yapımcılığını Toshio Suzuki üstlenmiştir. Yönetmenliğini Hayao Miyazaki’nin yaptığı film Disney’le yapılan antlaşmayla birlikte dünya sahnesine de taşınmıştır. Film, Japon Akademi Ödülleri’nde En İyi Film ödülünü almıştır. İlk kez bir animasyon filmi bu ödülü almıştır.
Konusu / Muromachi Japonya’da bir Emishi köyü, domuz şeklindeki bir iblisin saldırısına uğrar. Son Emishi prensi Ashitaka, onu köye ulaşamadan öldürür, ancak ölmeden önce kolunu tutup ona lanet etmeyi başarır. Lanet ona büyük bir acıyla birlikte insanüstü bir güç verir ve sonunda vücuduna yayılıp onu öldürecektir. Köylüler, iblisin, vücuduna saplanan demir bir top tarafından bozulmuş bir domuz tanrısı olduğunu keşfederler. Köyün bilge kadını Ashitaka’ya çareyi Nago’nun geldiği batı topraklarında bulabileceğini ve memleketine dönemeyeceğini söyler. Aşitaka, köyüne saldıran şeytanlaşmış domuz tanrıyı öldürürken şeytanın koluna bıraktığı izi ölene kadar taşıyacaktır. Aşitaka, bu lanetin geldiği yeri öğrenmek için köyünden uzaklaşır. Gittiği yerlerde Demir Şehri adında demir madenini işleyip ölümcül silahlar yapan ve bu silahları ormanın hayvanlarıyla savaşmakta kullanan Leydi Eboşi ile karşılaşır. Aşitaka bu savaşa son vermek için daha önce karşılaştığı kurt kızı San ile birlikte kendini bu savaşın içinde bulur. Aşitaka hem barışı getirmek hem de kurt kızı San’ın güvenini kazanmak için mücadele edecektir.
En Sevdiğim Komşularım / My Neighbors the Yamadas /ホーホケキョ となりの山田くん
Isao Takahata tarafından yazılan ve yönetilen film 1999 yılında vizyona girmiştir. Hisaichi Ishii’nin yonkoma mangası Nono -chan’dan uyarlanan film, Studio Ghibli’nin tamamen dijital ilk filmidir. Takahata, filmin cel resimleri yerine suluboya resimlerin sanat tarzına sahip olmasını istedi. Bunu başarmak için, geleneksel cel üzerine boyama tekniklerinin yerini dijital teknoloji aldı; bu da filmi, animasyon çizimlerinin tamamen bilgisayarlarla boyandığı ilk Ghibli filmi haline getirdi. Film müziği Akiko Yano tarafından bestelenmiştir. 1999 Japonya Medya Sanatları Festivali’nde animasyon alanında Mükemmellik Ödülü’nü aldı.
Konusu / Film, Yamada ailesinin günlük yaşamlarını anlatan bir dizi kısa hikayeden oluşuyor: Takashi ve Matsuko (baba ve anne), Shige (Matsuko’nun annesi), Noboru (yaklaşık 13 yaşında, oğlu), Nonoko (yaklaşık 7 yaşında, kızı) ve Pochi (ailenin köpeği). Hikayelerin her birinin önünde “Rol Model Olarak Baba”, “Parçalanmış Bir Aile” veya “Ataerkil Üstünlüğün Yeniden Kurulması” gibi bir başlık yer alıyor.
Ruhların Kaçışı / Spirited Away / 千と千尋の神隠し
2001 yapımı olan, Hayao Miyazaki tarafından yazılan ve yönetilen film, Studio Ghibli tarafından tasarlanıp ve Toho tarafından dağıtımı gerçekleştirilmiştir. Film hem Japonya’da hem de uluslararası arenada çok önemli başarılar elde etmiştir. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’yı ve En İyi Animasyon dalında Oscar ödülünü Almıştır. Filmde gösterilen yaratık çeşitliliği, Japon mitolojisinde çok sayıda bulunan tanrıların ve ruhların bir yansımasıdır. Miyazaki, bu filmi yapmak için emeklilik kararından dönmüş, filmin tamamlanmasının ardından ise bunun artık son filmi olduğunu açıklamıştır. Ta ki Howl’s Moving Castle’a kadar…
Konusu / Film, ailesiyle birlikte terk edilmiş bir Japon eğlence parkına gittikten sonra ruhlar dünyasında mahsur kalan Chihiro adında genç bir kızın hikayesidir. Yeni bir kasabaya taşınma sürecindedirler ve Chihiro’nun babasının ormanın içinden geçen toprak yolda kestirmeden gitmeye çalışmasının ardından eğlence parkını bulurlar. Chihiro’nun ruhlar dünyasındaki zamanı, ebeveynlerinin onları domuza dönüştüren büyülü yiyecekleri yemesiyle başlar. Anne ve babasını tekrar insana dönüştürmek için korku dolu bir maceraya atılacaktır.
Sihirli Kedi / The Cat Returns/ 猫の恩返し
Yönetmenliğini Hiroyuki Morita’nın yaptığı film 2002 yılında vizyona girmiştir. Senaristliğini Reiko Yoshida’nın yaptığı filmin hikayesi Aoi Hiiragi’nin aynı adlı mangasına dayanmaktadır. Film bir bütün olarak stüdyonun görece ufak işlerinden biridir. Diğer Ghibli filmlerine göre daha basitleştirilmiş olsa da, fantastik fikirlerin bolluğuyla tasarım örnek alınacak niteliktedir.
Konusu / Haru biraz sade, dürtüsel, beceriksiz ve dikkati kolayca dağılabilen sıradan bir genç kız öğrencidir. Bir gün yolda kamyonun çarpması sonucu bir kediyi kurtarır ve kedinin konuşabildiğini öğrenir. Ona en alçakgönüllü teşekkürlerini sunar ve koşarak uzaklaşır. Haru, evinin önünde bir kedi alayı görene kadar pek fazla düşünmez. Kedi Krallığı’nın kralı, bir tahtırevan üzerinde taşınan Kedi Kral, oğlu Prens Lune’u kesin ölümden kurtardığı için ona teşekkürlerini sunar. Kediler minnettarlıklarının göstergesi olarak ona hediyeler sunmaya yemin ederler. Ertesi sabah uyandığında bahçesinde büyüyen saz kuyruklarını, mahalle kedilerinin onu kovaladığını ve dolabına paketlenmiş kutular dolusu canlı fareyi buluyor. Ama hepsi bu değil! Ayrıca Prens’le evlenme ve Kediler Krallığı’na tek yön seyahat etme “ödülünü” de kazanmıştır. Haru, yardım için Kedi Bürosunu aramasını söyleyen bir ses duyar. Kavşaktaki büyük beyaz bir kedi olan Muta onu büroya götürür ve Baron ile tanışır. Haru ve Muta kısa bir süre sonra zorla Kedi Krallığı’na götürülür. Haru’nun macerası başlamış olur.
Yürüyen Şato / Howl’s Moving Castle/ ハウルの動く城
İngiliz yazar Diana Wynne Jones’un 1986’da yayımlanan aynı adlı kitabından uyarlanan film 2004 yılında vizyona girmiştir. Yönetmenliği ve senaristliği Hayao Miyazaki tarafından yapılmıştır. Film pek çok yerden ödül almış veya aday gösterilmiştir.
Konusu / Sophie, üç kızın en büyüğü olmak gibi büyük bir talihsizliğe sahiptir ve kaderini aramak için evden ayrılırsa sefil bir şekilde başarısızlığa mahkumdur. Ancak farkında olmadan Çöl Cadısı’nın öfkesini çeken Sophie, kendisini yaşlı bir kadına dönüştüren korkunç bir büyünün etkisi altında bulur. Bu durumu kırmak için tek şansı tepelerdeki sürekli hareket eden kalededir: Büyücü Howl’un kalesi. Büyüyü çözmek için Sophie’nin kalpsiz Howl’u halletmesi, bir ateş iblisiyle pazarlık yapması ve Çöl Cadısı’yla kafa kafaya karşılaşması gerekiyor. Yol boyunca Howl’da ve kendisinde ilk bakışta göründüğünden çok daha fazlası olduğunu keşfeder.
Yerdeniz Öyküleri / Tales from Earthsea/ ゲド戦記
Yönetmenliğini Hayao Miyazaki’nin oğlu Gorō Miyazaki’nin yaptığı film Ursula K. Le Guin’in Yerdeniz serisinden konular ve karakterler içermektedir. 2006 yılında vizyona giren film pek çok yönden eleştiri almıştır. Ursula K. Le Guin’de bu eleştiri yapanlar arasında yerini almış ve filmdeki bazı öğelerden rahatsızlık duymuştur.
Konusu / Yerdeniz’den Öyküleri, Yerdeniz’deki en büyük büyücü olan Ged’e odaklanıyor. Bir zamanlar ona Çevik Atmaca deniyordu; pervasız, güce ve bilgiye aç, uzun süredir saklanan sırları kurcalayan ve dünyaya korkunç bir gölge düşüren pervasız bir genç.Bu, onun sınanmasının, kudretli güç sözlerinde nasıl ustalaştığının, kadim bir ejderhayı evcilleştirdiğinin ve dengeyi yeniden sağlamak için ölümün eşiğini nasıl aştığının hikayesidir.
Küçük Deniz Kızı Ponyo / Ponyo on the Cliff by the Sea/ 崖の上のポニョ
Senaristliğini ve yönetmenliğini Hayao Miyazakinin yaptığı film 2008 yılında vizyona girmiştir. Bilgisayar teknolojisine sırt çeviren Miyazaki bu filmde geleneksel animasyon araçlarını kullanmıştır. Başta Japon Akademisi Yılın Animasyonu Ödülü dahil pek çok ödül kazanmıştır.
Konusu / Büyücü babası ve çok sayıda küçük kız kardeşiyle birlikte deniz altında yaşayan genç bir balık kız olan Brunhilde’nin (Ponyo) hikayesini anlatıyor. İnsan dünyasını merak ediyor ve yüzeye yaptığı hazırlıksız bir yolculukta, bir anda hoşlandığı Sosuke adında genç bir çocukla tanışır ve insan bir kız olup Sosuke ve annesiyle birlikte kalma arzusu haline gelir. Bu Ponyo’nun macerasının başladığı anlamına gelmektedir.
Aşırıcılar / Arrietty/ 借りぐらしのアリエッティ
2010 yılında çıkan filmin yönetmenliğini Hiromasa Yonebayashi senaristliğini Hayao Miyazaki ve Keiko Niwa yapmıştır. Senaryo İngiliz çocuk kitapları yazarı Mary Norton’un 1952 tarihli The Borrowers romanına dayanıyor. Filmin müziklerini ve tema şarkısını stüdyonun çalıştığı ilk Japon olmayan besteci Cécile Corbel besteledi. Filmin müziği 2011 yılında Japonya Altın Disk Ödülleri’nde “En İyi Orijinal Film Müziği Albümü” ödülünü kazandı. Film Japonya’da ve uluslararası arenada pek çok ödül almıştır.
Konusu / Döşeme tahtalarının altına gizlenmiş gizli bir dünyada, aşırıcılar adı verilen küçük insanlar, insanlardan uzakta yaşıyor. Ancak cesur ve minik Arrietty malzeme toplamaya çıktığında, bir insan olan Shawn tarafından keşfedilir ve aralarında olağanüstü bir maceraya dönüşen bir dostluk kurmaya başlarlar.
Tepedeki Ev / From Up On Poppy Hill/ コクリコ坂から
Gorō Miyazaki tarafından yönetilen , Hayao Miyazaki ve Keiko Niwa tarafından yazılan film 2011 yılında vizyona girmiştir. Senaryosu, Chizuru Takahashi tarafından resimlenen ve Tetsurō Sayama tarafından yazılan aynı isimli 1980 serileştirilmiş mangaya dayanmaktadır. Film pek çok yerde ödül almış veya aday gösterilmiştir. Film 31. İstanbul Film Festivali’nde Türkiye’de de gösterilmiştir.
Konusu / Gençlik yıllarını yaşayan Umi, beş kişilik ailesinin en büyük kızıdır. Babasının gemisi Kore Savaşı sırasında mayına çarpmıştır ama Umi onun döneceğine dair ümidini kesmez ve babasının dönme ihtimaline karşılık her gün çift flamayı evlerinin önündeki bayrak direğine çekmektedir. Tam da bugünlerde okuduğu lisede ortaya çıkan bir öğrenci hareketinin ortasında kalır, bir yandan genç Shun’a aşık olur. Ama arlarında ikisinin de tahmin etmediği farklı bir bağ ortaya çıkar.
Rüzgar Yükseliyor / The Wind Rises/ 風立ちぬ
Hayao Miyazaki’nin yazıp yönettiği 2013 yapımı filmdir. Rüzgar Yükseliyor, Mitsubishi A5M savaş uçağının tasarımcısı Jiro Horikoshi’nin ve onun halefi olan ve II. Dünya Savaşı sırasında Japonya İmparatorluğu tarafından kullanılan Mitsubishi A6M Zero’nun kurgusal biyografik filmidir. 1923’teki Büyük Kanto Depremi, Büyük Buhran, tüberküloz salgını ve Japonya’nın savaşa girmesi filmin ana yapısını oluşturuyor. Rüzgar Yükseliyor, 2013 yılında Japonya’da en çok hasılat yapan Japon filmi oldu. Bazı siyasi tartışmalara ve eleştirilere neden olmasına rağmen büyük beğeni topladı. Film, En İyi Animasyon Filmi Akademi Ödülü , Yabancı Dilde En İyi Film Altın Küre Ödülü aday gösterildi. Japonya Akademi Yılın Animasyon Ödülünü kazanmıştır.
Konusu / Jiro uçmayı ve güzel uçaklar tasarlamayı hayal ediyor. Genç yaştan itibaren miyop olan ve bu nedenle pilot olamayan Jiro, 1927 yılında büyük bir Japon mühendislik şirketinin uçak bölümüne katılır. Dehası kısa sürede fark edilir ve dünyanın en başarılı uçak tasarımcılarından biri olur. Jiro, Nahoko ile tanışır ve ona aşık olur, meslektaşı Honjo ile arkadaşlığını geliştirir ve ona değer verir ve muazzam yenilikler yaparak havacılık dünyasını geleceğe taşır.
Prenses Kaguya Masalı / The Tale of The Princess Kaguya/ かぐや姫の物語
10. Yüzyılda geçen bir Japon halk masalından uyarlanan filmi Isao Takahata yönetmiştir. Senaryosu Riko Sakaguchi ve Isao Takahata tarafından hazırlanmıştır. Büyük beğeni toplayan film 87. Akademi Ödülleri’nde En İyi Animasyon dalında Akademi Ödülü’ne aday gösterildi . Film uluslar arası pek çok ödüle aday gösterilmiştir. Filmin müziklerini Joe Hisaishi bestelemiştir.
Konusu / Çocuğu olmayan yaşlı bir adamın ormanda bambu keserken bambuların arasında parmak kadar bir kız çocuğu bulması ve onu evine götürerek evlat edinmesi ile başlayan hikâye. Kısaca bu kız çocuğunun ve onu evlat edinen ailenin hikâyesini konu almaktadır.
Marnie Oradayken / When Marnie Was There/ 思い出のマーニー
Hiromasa Yonebayashi’nin yazıp yönettiği, 2014 psikolojik drama filmidir. Film Joan G. Robinson’nın 1967 tarihli Marnie Oradayken adlı romanından uyarlanmıştır. 88. Akademi Ödülleri’nde En İyi Animasyon dalında Akademi Ödülü’ne aday gösterilmiştir.
Konusu / Anna, koruyucu ailesi ile birlikte yaşamaktadır. Yazı geçirmek için doktorun tavsiyesiyle Hokkaido şehrindeki bir kasabaya gider. Burada bataklığın yanındaki gizemli bir konak ilgisini çeker. Konakta yaşayan Marnie adında bir kızla arkadaş olur. Anna yeni arkadaşının etrafındaki gizemi merak etmeye başlar.
Kırmızı Kaplumbağa / The Red Turtle/ レッドタートル ある島の物語
Hollandalı-İngiliz animatör Michaël Dudok de Wit tarafından yazılıp yönetilen 2016 yılı fantastik animasyon filmi. Fransız senarist Pascale Ferran ile birlikte film, Studio Ghibli ile aralarında Wild Bunch ve Belvision’un da bulunduğu birçok Fransız şirketinin uluslararası ortak yapımıdır . Diyaloğu olmayan film, ıssız bir adada gemisi kazaya uğrayan bir adamın dev bir kırmızı dişi kaplumbağayla karşılaşmasını anlatıyor. Filmin prömiyeri 18 Mayıs 2016’da 69. Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde yapıldı. Film, 89. Akademi Ödülleri’nde En İyi Animasyon Filmi dalında aday gösterildi.
Konusu / Kaplumbağalar, yengeçler ve kuşlardan başka sakini olmayan bir adaya düşen adam, ne zaman sal ile denize açılsa bir kırmızı kaplumbağa gelip salı parçalamaktadır.
Aya ve Cadı / Earwig and the Witch/ アーヤと魔女
Gorō Miyazaki tarafından yönetilen, senaryosu Keiko Niwa ve Emi Gunji tarafından yazılan 2020 Japon animasyon fantastik filmidir . Diana Wynne Jones’un aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Studio Ghibli , NHK ve NHK Enterprises’ın ortak yapımı olan Aya ve Cadı Aralık 2020’de Japonya’da NHK General TV’de televizyonda gösterime girdi. 27 Ağustos 2021’de Toho tarafından Japonya’da sinemalarda gösterime girdi. Film eleştirmenlerden olumsuz eleştiriler aldı ve dünya çapındaki gişede 842.744 dolar hasılat elde etti. Gorō Miyazaki’nin yönettiği film, Studio Ghibli tarafından ilk tam 3D CG animasyon filmi olarak duyuruldu. İzleyicilerden de çok sert eleştiriler alan animasyon için en çok geleneksel animasyondan çıkıp 3D olarak yapılması ilgili tepkiler aldılar.
Konusu / Earwig and the Witch yetim bir kızın hikayesini konu ediyor. Earwig, St. Morwald Çocuk Evi’nde kalan yetim bir kızdır. Küçük kız, Bella Yaga adında bir kadın tarafından evlat edinilir. Ancak çok geçmeden kadının korkunç bir cadı olduğu ortaya çıkar. Hayatı tehlikede olan Earwig, konuşan bir kedinin yardımıyla hayatta kalmak için mücadele eder.
Çocuk ve Balıkçıl / The Boy and The Heron/ 君たちはどう生きるか
Hayao Miyazaki tarafından yazılan ve yönetilen 2023 fantastik filmidir. Japonca başlık, filmde yer alan Genzaburō Yoshino’nun 1937 tarihli aynı adlı romanına gönderme yapıyor ancak filmin romanla bağlantısı olmayan orijinal bir hikayesi var. Prodüksiyon yaklaşık yedi yıl sürdü ve Ekim 2022’de tamamlanmaya yaklaşmadan önce, COVID-19 salgını ve Miyazaki’nin yavaşlayan animasyon hızıyla ilgili zorluklarla başa çıktığı için gecikmelerle karşılaştı. Senaryo büyük ölçüde Miyazaki’nin çocukluğundan esinleniyor ve yaşlanma ve çatışma ve kayıplarla dolu bir dünyayla başa çıkma temalarını araştırıyor. Joe Hisaishi filmin müziklerini besteledi, Kenshi Yonezu ise filmin tema şarkısı ” Spinning Globe “u yazıp seslendirdi. Ghibli, tek bir poster dışında filmin Japonya prömiyerinden önce herhangi bir fragman, görüntü, özet veya oyuncu kadrosu ayrıntılarını yayınlamamayı seçti.
Konusu / Savaş sırasında annesini kaybeden genç Mahito, ailesinin kırsaldaki malikanesine taşınır. Orada, bir dizi gizemli olay onu, yaramaz bir gri balıkçılın evi olan, gözlerden uzak ve antik bir kuleye götürür. Mahito’nun yeni üvey annesi ortadan kaybolunca gri balıkçılın peşinden kuleye girer ve yaşayanlarla ölülerin paylaştığı fantastik bir dünyaya girer. Balıkçıl rehberliğinde destansı bir yolculuğa çıkan Mahito, bu dünyanın sırlarını ve kendisiyle ilgili gerçeği ortaya çıkarmak zorundadır.
Ghibli Filmlerinin Tatlı Yaratıkları
*Susuwatari (すすワタリ) / Aynı zamanda Makkuro Kurosuke olarak anlandırılan golf topu büyüklüğünde, simsiyah ve tüylü saçlı, iki büyük gözlü ve uzun, ince uzuvlu varlıklar olarak tanımlanıyor ve gösteriliyor . Etrafta durarak hareket ederler, ancak belirli görevleri yerine getirmek için vücutlarından sopa benzeri uzuvları uzatabilirler ve kendi ağırlıklarının kat kat fazlası nesneleri kaldırabilirler. Heyecanlandıklarında gıcırtılı bir mırıltı sesi çıkarırlar, ezildiklerinde toz (kurum) haline gelirler. Komşum Totoro ve Spirited Away filmlerinde görünen ruhlardır.
*Kodama (コダマ) / Prenses Mononoke’de ortaya çıkan ağaç ruhlarıdır. Onlar yaşlı ağaçların çocuklarıdır ve ormanın sağlıklı olduğunun bir işaretidir.
*Warawara (ワラワラ)/ The Boy and the Heron filmindeki yardımcı karakterlerdir.
Rüzgarlı Vadi
Gökteki Kale
Ateşböceklerinin Mezarı
Komşum Totoro
Küçük Cadı Kiki
Dün Gibi
Kırmızı Kanatlar
Büyülü Dalgalar
Büyük Rakun Savaşı
Yüreğinin Sesi
Prenses Mononoke
En Sevdiğim Komşularım
Ruhların Kaçışı
Sihirli Kedi
Yürüyen Şato
Yerdeniz Öyküleri
Küçük Deniz Kızı Ponyo
Aşırıcılar
Tepedeki Ev
Rüzgar Yükseliyor
Prenses Kaguya Masalı
Marnie Oradayken
Kırmızı Kaplumbağa
Aya ve Cadı
Çocuk ve Balıkçıl
*Galeride filmlerden kareler kronolojik sırayla verilmiştir. Fotoğrafların telif hakkı Studio Ghibli’ye aittir. Ticari amaçlı ve kötü amaçlı kullanılamaz.
*In the gallery, frames from the films are presented in chronological order. Photos are copyright of Studio Ghibli. Cannot be used for commercial or malicious purposes
Mickey Mouse, 18 Kasım 1928’de Steamboat Willie filminde, Betty Boop ise 9 Ağustos 1930’da Dizzy Dishes filminde ilk kez sinemada göründü. Aralarında yirmi ay olan bu iki film farklı gibi görünse de tarihlerine baktığımızda ortak alanlarda buluştuklarını görüyoruz. Çünkü piyasada rakip olarak görülen bu iki firmada ortak çalışan animatörler vardı.
Max Fleischer 1956’da Kaliforniya’ya yaptığı bir gezi sırasında Disney’i ziyaret ettiğinde, bir zamanlar Max ile çalışmış ve 1956’da Disney için çalışan animatörlerle öğle yemeği yerken
Hatta Max Fleischer’ın yönetmen olan oğlu Richard Fleischer bile Disney ile çalışmıştır. Disney, Richard’a kendisi için bir film yönetme fırsatı sunduğunda yıl 1952’ydi. Richard, kitabında (InkWell: Max Fleischer and the Animation Revolution), önce babasından onay alması gerektiğini belirtmiştir. Max ise oğluna devam etmesini söylemiştir.
Walt Disney ve Mickey Mouse / Max Fleischer ve Betty Boop
Pek çok Amerikan kaynağında Walt ile Max’ın başlarda birbirlerini pek sevmedikleri yazılmıştır. Ta ki 1956’daki o ünlü yemeğe kadar. Richard, bu buluşma için şunları aktarmıştır:
“Walt ve babam çok iyi arkadaş oldular. Walt Disney ne zaman New York’a gelse, her zaman babamı arar ve onu öğle yemeğine götürürdü. Yani bu hikâyenin mutlu bir sonu vardı.”
Betty ve Mickey Aynı Karede!
1930’lu yılların Japonya’sında telif hakkı ihlali yasaları tam olarak uygulanmıyordu. Bu nedenle, Betty Boop ve Mickey Mouse’un bir arada bulunduğu lisanssız ürünler ortaya çıkmıştır. Japonya’daki küçük şirketler tarafından ABD pazarı için üretilen bu izinsiz oyuncaklar, tabaklar ve kartlar arasında Betty Boop, Mickey Mouse ve diğer pek çok tanınmış karakter yer alıyordu. Ancak, bu ürünleri tam olarak kimin yarattığına dair hiçbir resmi kayıt bulunmamaktadır. Fleischer’in resmi internet sitesinde belirtildiği gibi, bu ürünler izinsiz olsa da tarihsel bir öneme sahiptir.
MENKO KARTLARI Menko, 1600’lerin başına kadar uzanan bir Japon kart oyunudur . Menko oynamak için kullanılan renkli kartların da adıdır. Oynamak için, bir oyuncu parke veya beton zemine bir kart koyar, ardından diğer oyuncu kartını fırlatır, diğer oyuncunun kartını sert bir rüzgarla çevirmeye çalışır veya kartını rakibinin kartına çarpar. Biri rakibin kartını çevirmeyi başarırsa, her iki kartı da kazanır. Bir kişi tüm kartları kazandığında oyun biter. Aşağıdakiler gibi Menko kartlarındaki görseller dönemin popüler kültürünü yansıtma eğilimindedir .
Son Birkaç Söz
Animasyonun yeni yeni geliştiği bu dönemde, Walt Disney ve Max Fleischerşirketlerinin ortak noktalarını sizlerle paylaşmak istedim. Aslında oldukça geniş bir tarihe sahip olan bu iki kuruluşun dünyada ne kadar büyük bir yer edindiğini gördüm ve bu tarihin çok küçük bir kısmını sizlerle paylaştım.
İstanbul Bebek’te gezerken gözünüze tarihi bir mağaza ilişecektir. Vitrinine bakınca enfes badem ezmeleriyle göz göze gelebilirsiniz. Hikayesi ile ilgi çeken bu mağaza Türk bir delikanlı ile Rum bir genç kızın aşkından doğmuştur.
Tarihi ve Sade Dokusuyla Dikkat Çeken Bir Giriş
Mudanyalı Mehmet Halil okumak için Mudanya’dan İstanbul’a gelir ve Arnavutköylü Anastasya’ya aşık olur. Bunun üzerine Mehmet Halil’in ailesi Rum aileden Anastasya’yı ister. Anastasya’nın babası bir şartla kızını Mehmet Halil’e vermeyi kabul eder. Bu şarta göre Mehmet Halil evlendikten sonra Anastasya ile birlikte İstanbul’da yaşayacaktır.
Emekleri Geçmiş Büyüklerin Fotoğrafları Mağazanın Duvarını Süslüyor
Anastasya ile evlenen Mehmet Halil ailenin isteği üzerine İstanbul’da yaşamaya başlar. 1904 yılında Bebek’te badem ezmecisini açar ve aile mesleğine burada devam eder. Mağazanın ilk ismi ise Anastasya’ya ithafen “Madamın Badem Ezmesi” dir.
Mağazanın İçi Tarihi Dokusunu Korumaktadır
Çiftin Sema ve Sevim adında iki kızları olur. Mehmet Halil Bey hayatını kaybedince mağazayı Anastasya işletmeye başlar. Anastasya hastalanınca işletmeyi 1957’de iki kızı devralır. Sema Hanım vefat edinceye kadar iki kız kardeş mağazayı idare ederler. Sevim Hanım 2019 yılındaki ölümüne kadar bu tarihi mekanı işletir. Mağaza günümüzde Sevim Hanım’ın varisleri tarafından işletilmektedir.
Badem Ezmelerini Bu güzel Hediyelik Kutulara Koydurabilirsiniz
Badem ezmelerinin tadına bayıldım, yediğim en iyi badem ezmesiydi. Ağzınızda bademin tadını hissedebiliyorsunuz. Bebek’e gidince uğramanız gereken bu tarihi mağaza hem görselliği hem de badem ezmeleriyle size keyifli anlar yaşatacaktır.
Adres: Bebek, Cevdet Paşa Cd. No:53/C, 34342 Beşiktaş/İstanbul
Kendimi şımartmak istediğim için uzun zamandır takip ettiğim Bebek’te bulunan mekana gitme kararı aldım. Hava ne kadar sisli olursa olsun Anadolu Yakası’ndan çıkıp Avrupa Yakası’na geçtim. Öncelikle mekanda karşılama ve ilgi çok güzeldi. Bu tatlı patisserienin içi güzel dizayn edilmiş.
İç Mekan
İçerideki zürafa büstleri, gerçek palmiye ağacı ve bambu sandalyeler mekana doğal bir ferahlık katmış. Menüde tatlıdan tuzluya sizi tatmin edecek pek çok ürün var. Başlangıç olarak eski kaşarlı ve salatalıklı kruvasan tercih ettim. Kruvasanın tazeliği ve peynirin tadı çok güzeldi.
Kruvasan Sandviç
Mekanın dış kısmında denizi izleyebilirsiniz. Bu güzel yerde sevdiğiniz dostlarınızla güzel muhabbetler edebilir ve lezzetlerini tadabilirsiniz. Mekandan ayrılmadan önce internet yorumlarında çok övülen browniesini tatmak istedim.
Tatlı Momiji Kızımla Keyif
Lux Kuruçeşme ile ilgili diğer detaylı bilgileri https://www.instagram.com/luxkurucesme/ instagram hesabından alabilirsiniz. Öne çıkarmalar alanında menü paylaşımı da yapılmış.
7 – 10 Ekim arasında yapılan kahve festivalini blog olarak bir ay geç yazmak istemezdim ama festivalden hemen sonra biricik oğlumu, kedimi kaybettim. Yine de bu güzel festivalden bahsetmek istiyorum. İstanbul’da başladığından beri her sene düzenli olarak yapılan kahve festivali kahve severlerin en çok beklediği etkinlik olmaya başladı. Festival içerisinde konserler, workshoplar, seminerler ve bir çok etkinlik bulunmaktadır.
Festivalin İlk Kahvesi
Bilet içerisine kahvelerin hepsi dahil oluyor. Son gününe gittiğim festivalden mutlu ayrıldım. Pek çok etkinliğe katıldım. Farklı markaların düzenlediği yarışmalar festivale renk katıyor.
Tepeden Festival Alanı
Festival biletleri seans seans düzenleniyor. Aldığınız biletin seans saatlerinde içeri giriyorsunuz ve çıkıyorsunuz. Biletler internet üzerinden satıldığı gibi kapıda da yardımcı olabiliyorlar. Ben internet üzerinden almanızı tavsiye ediyorum çünkü günler öncesinden tükenebiliyor. 2014’ten bu yana hayatımızda olan festival, çok iyi baristaların elinden kahve içme şansını size sunuyor.
En Taze Kahveler
Etkinlikte her seansta dört konser olmak üzere, toplam 32 konser gerçekleşti. Feridun Düzağaç, Gökhan Türkmen, Jabbar, Fikri Karayel gibi isimler İstanbul Kahve Festivali’nde konser verdi. Gündüz seanslarında başlayan konserler akşam seanslarının sonuna kadar sürdü.
Konserlerin Erken Saatleri
İstanbul’un kent kültürü ve eğlence yaşamında önemli bir yer tutan festivale benim gibi kahve tutkunuysanız muhakkak katılın. Festival bu yıl covid-19 önlemleri çerçevesinde düzenlendi. Biletler https://www.dsmbilet.com/ sayfasından satışı yapıldı. 2014’ten beri hayatımızda olan bu güzel festivalinin her detayı insanı mutlu ediyor ve her sene olduğu gibi bir sonraki seneyi sabırsızlıkla bekliyorum, bekliyoruz.
Fikri Karayel, Burak Kut, Ezgi Pekel, Alper Yıldırım, MEY & Baybisbald, Bengisu, Ars Longa, Ezgi Yelen
9 Ekim
Can Bonomo, Fırat Akarsel, Elçin Orçun, Safiye, Sattas, Astrovelvet, The Golden Shore, The Abrakadabralar
10 Ekim
Gökhan Türkmen, Ege Çubukçu, Ezgi Yelen, Kürşat Nayim, Melis Fıs, Ece Barak, Hazi, Vince The Moon
COVID 19 ÖNLEMLERİ
6 Eylül 2021 tarihinden itibaren geçerli olacak Içişleri Bakanlığı Genelgesine göre Festival, Konser, Sinema ve Tiyatro gibi vatandaşların toplu olarak faaliyetlere katılımında;
Çift aşı*
Azami 48 saat önce yapılmış PCR testi veya geçirilmiş hastalık (covid-19 hastalığı sonrası bilimsel oalrak bağışıklık Kabul edilen süreye göre) olmayan kişiler etkinlik alanına alınmayacaklardır. Bu şartları sağlamayan katılımcılara bilet iadesi kesinlikle yapılmayacaktır.
-Etkinlik girişinde ‘’Hayat Eve Sığar’’ uygulaması üzerinden HES kodu sorgulaması yapılacaktır.
-Covid-19 önlemleri sebebiyle seans saatlerine özen gösterilmesi gerekmektedir.
-Covid-19 önlemleri sebebiyle ziyaretçilerin alna maske ile girmesi zorunludur.
-Tüm katılımcılar covid-19 kapsamında kurallara uymak zorundadır.
En son 2019 yılında dördüncüsü yapılan, bu yıl ise beşincisi düzenlenen plak günlerine kavuştuk. Pandemi, sosyal alanlarımızı ve yaşantımızı daralttığı gibi Kadıköy Belediyesi’nin her yıl düzenlendiği plak günlerine de kavuşmamızı engelmiş bu nedenle 2020 yılında plak günleri düzenlenmemişti. Sosyal mesafe kuralları çerçevesinde düzenlenen 5. Kadıköy Plak Günleri 2-3 Ekim tarihlerinde Kadıköy Belediyesi’nin Hasanpaşa’da bulunan merkez binası bahçesinde gerçekleşti.
Girişe Yakınlaşınca Heyecan Artıyor
Her sene önemli usta isimleri merkeze alarak yapılan festival, bu sene 2012 yılında aramızdan ayrılan Türk Halk Müziği’nin değerli ismi Neşet Ertaş anısına düzenlendi. “Bozkırın Tezenesi” adına Türk Halk Müziği sanatçısı İsmail Altunsaray, usta sanatçı Neşet Ertaş’ın türkülerinden oluşan birbirinden değerleri eserleri seslendirdi.
Programda canlı konserler, söyleşiler, imza günleri ve dj performansları da yer aldı. Siz alışverişinizi yaparken arkada pikaplardan çalan müziklere kulak veriyorsunuz. Her bütçeye uygun plaklar bulabildiğiniz gibi nadir olan plaklara da kavuşabiliyorsunuz.
3 Ekim Pazar
Plak günlerini kaçırmak istemiyorsanız Kadıköy Belediyesi’nin resmi sosyal medya hesaplarını takip edebilirsiniz. Festivale katılım ücretsizdir.
Size İstanbul’un en güzel yerlerinden, İstanbul Boğazı’nın Avrupa yakasındaki sahilinde Kuruçeşme ile Bebek arasında bulunan, Arnavutköy’de sürekli gittiğim bir kafeden bahsetmek istiyorum. F’rosès Floral Cafe, gittiğinizde sizi pespembe bir dünya ile karşılıyor. Hem kafe hem butik çiçekçi konseptini bir arada barındırıyor. Bana İngiltere Londra’da bulunan ünlü Peggy Porschen kafesini anımsatıyor.
Kafenin İlk Konsepti Bu Pespembe Çiçeklerdi.
F’rosès’a girer girmez hem güler yüzlü personeliyle hem de içinizi açan bir konseptle karşılaşıyorsunuz. Şu ana kadar üç kere gitme fırsatı bulduğum mekandan hiç mutsuz ayrılmadım. Arnavutköy’ün eşsiz güzelliğinde bulunan bir çok güzel mekan arasında benim birinci sıraya aldığım mekandır.
Arnavutköy’ün Sokaklarından Bir Kare ve Karşıda Çamlıca Cami Gözüküyor.
Kafenin menüsü ise çok tatminkârdır. Menüde içecek çeşitliliğinin yanı sıra görüntüsüyle bile sizi cezbeden tatlılar bulunuyor. Bu yiyecek ve içecekler özenle seçilmiş ve gözünüze hitap eden porselenlerle veya cam ürünleriyle sunuluyor. Menüsünde özellikle Bubble Tea lerini denemenizi tavsiye ediyorum. Kahvelerinin yanı sıra sıcak çayları da çok güzel. Gittiğinizde tek bir içecekle ayrılamayacağınız kafenin, menüsündeki farklı içecekleri de tatmak isteyeceksiniz.
Bir Japon Tatlısı Mochi
Kafenin içerisinde o çok sevdiğimiz Fransız müzikleri ve pek çok sanatçının klasik müziklerini dinleyebiliyorsunuz. Kafenin ortamıyla güzel bir uyum içerisinde olan müzikler kahvenizi içerken sizi farklı ortamlara götürebiliyor.
Kafe farklı dönemlerde girişteki çiçeklerini farklı renklere büründürüyor. Kafenin farklı renklerle sunduğu çiçekler sizi adeta bir çiçek bahçesinde hissettiriyor.
Kahvemi yanıma alayım diyorsanız paket servislerinde de özenli davranıyorlar. Kağıt bardaklarının güzelliğine bayılacaksınız. Aynı şekilde hayvan dostu olduklarını söyleyebilirim çevreden gelen kediler için herhangi bir itici güç oluşturmuyorlar.
Kafenin Kağıt Bardakları
Kafenin iç tasarımı da çok güzel. Tavana yapılan ayna kafeye derinlik katıyor. Servis kısmının hemen yanında canlı çiçeklerin sergilendiği bir dolap var. Yerlere döşenmiş fayanslar kafenin konseptiyle bütünleşiyor. İçeriye girdiğinizde sol duvarın tamamen pembe güllerle döşenmiş olması insanın içini açıyor.
Tavandaki Aynalardan Yansıyan Fotoğrafım
ADRES
Arnavutköy, Bebek Arnavutköy Cd No:26/A, 34345 Beşiktaş/İstanbul
İzlediğim pek çok film var; hepsi çok iyi, IMDB puanları yüksek, kendine özel yer edinmiş yapımlar. Ancak Amélie’nin yeri bende çok ayrıdır. Kaç kere izlediğimi saymadım. Amélie, benim için canım sıkıldığında enerji depoladığım bir sığınak gibi oldu. Küçük mutlulukların ve anın değerini hatırlatan bir filmdir.
Film, Amélie’nin çocukluğuyla başlıyor ve ailesiyle yaşadığı sorunlardan bahsediyor. Annesi, Notre Dame Kilisesi’nin tepesinden atlayan bir kadının üzerine düşmesi sonucu ölmüştür. Bu olay, babasını daha da sessiz birine dönüştürmüştür. Hatta eşinin küllerini koymak için minyatür bir anıt yapmaya başlamıştır. Yıllar geçip gider ve Amélie artık çalışmak için evden ayrılır. Monmartre’daki Çift Değirmen Kafesi’nde (Café des 2 Moulins) garson olarak çalışmaya başlar.
Amélie’ninküçük zevkleri arasında bazı akşamlar sinemaya gidip karanlıkta arkaya dönerek seyircilerin yüzlerine bakmak, kimsenin fark etmediği detayları görmek, birkaç başarısız romantik ilişki denemesine rağmen mercimek çuvalına elini daldırmak, crème brûlée’nin üzerini kaşığın ucuyla kırmak, St. Martin Kanalı’nda taş sektirmek ve hoşuna giden taşları toplamaktır.
30 Ağustos 1997 gecesi, Galler Prensesi Lady Diana’nın trafik kazasında hayatını kaybetmesiyle Amélie’nin yaşamı değişir. Televizyondan ölüm haberini izlerken elinde tuttuğu şişenin kapağı banyodaki bir fayansa çarpar ve bu çarpma, bir taşın yerinden oynamasına neden olur. Taşı kaldırdığında ise tozlu, teneke bir kutu bulur. Kutunun içinden, yıllar öncesine ait bir çocuğun eşyaları çıkar. Amélie, bu kutunun sahibini bulmaya karar verir ve kendisiyle bir anlaşma yapar: Eğer sahibini bulabilirse hayatını iyiliklere adayacaktır; bulamazsa da yapacak bir şey yoktur. Sonunda yaptığı araştırmalarla kutunun sahibini bulmayı başarır.
Amélie, kutunun sahibini bulduğunda, kutunun sahibi Dominique Bredoteau’nun bu güzel repliğini hatırlayabiliriz. “Hayat çok tuhaf. Çocukken zaman çok yavaş geçer. Sonra bir bakmışsın 50 yaşına gelmişsin ve çocukluğundan ne kaldıysa geriye bir kutuya sığmıştır, tozlu bir kutuya.”
Amélie artık gizli bir adalet sağlayıcısıdır. Babasının yıllardır hayalini kurduğu dünya turuna çıkmasını sağlar; iş arkadaşlarına, apartman yöneticisine ve manavın çırağı Lucien’e gizlice birçok iyilik ve sürpriz yapar. Başkalarının mutluluğu için çabalayan Amélie, kendi mutluluğunu ise Nino Quincampoix’de bulur.
Nino, fotoğraf kabinlerinden kenara atılmış, yabancılara ait vesikalık fotoğrafları toplayan tuhaf bir karakterdir. Amélie, Nino’ya kendini dolambaçlı yöntemleriyle buldurur. Ve sonunda, Amélie de mutluluğa kavuşur.
Nino Quincampoix ve Amélie Poulain
Amélie, bize iyilik yapmanın güzelliklerini ve küçük şeylerden gelen mutluluğu öğretiyor. Film; biraz komedi, biraz drama ve biraz da romantizmin tadını izleyiciye sunuyor. Amélie karakterine hayat veren oyuncu Audrey Tautou. Fransız oyuncuyu en çok Amélie ile tanıyor olsak da, pek çok filmde rol almıştır.
Fotoğrafı Tarihi Atlas Sineması’nda çekmiştim. Audrey Tautou’nun oynadığı Coco Before Chanel filminin afişi.
2001 yapımı filmin senaryosu Guillaume Laurant ve Jean-Pierre Jeunet’e aittir. Yönetmenliğini de Jean-Pierre Jeunet üstlenmiştir. Filmin unutulmaz müzikleri ise Yann Tiersen tarafından hazırlanmıştır. Amélie’nin film müziklerini sevmeyen neredeyse yoktur; hatta filmi izlememiş olanlar bile bu melodileri mutlaka bir yerlerde duymuş ve sevmiştir.
La Valse d’Amélie (Version piano)
117 dalda ödüle aday gösterilen ve 55 ödül kazanan film, en büyük başarısını César Ödülleri’nde göstermiştir. Ayrıca Jean-Pierre Jeunet’in stüdyo dışında çektiği ilk film olma özelliğini taşır. Film, birçok olumlu ve olumsuz eleştiri alsa da daha çok Fransız toplum yapısı üzerinden değerlendirilmiştir.
Filmle ilgili birkaç detayı da paylaşmak isterim:
İngilizce konuşulan ülkelerde film ilk kez “Amélie from Montmartre” adıyla yayımlanmıştır.
Amélie rolü aslında İngiliz aktris Emily Watson için yazılmıştır; ancak Watson’ın Fransızcası yetersiz olduğu ve diğer projeleriyle çekim tarihleri çakıştığı için yönetmen Audrey Tautou’yu tercih etmiştir.
Filmde bir sahnede Amélie, oturduğu binanın eski yöneticisine giderken yeni bir Volkswagen Beetle’ın önünden geçer. Oysa filmin geçtiği dönemde bu model henüz üretilmemiştir. Jeunet, bu sahneyi değiştirmediğini, aksine Amélie’nin tarihle uyuşmayan kimliğine işaret ettiğini belirtmiştir.
Hayvan şekilli bulutların olduğu sahne ise Marc Solal ve François David’in La tête dans les nuages adlı kitabındaki çizimlerden birebir alınmıştır.
Arkadaki Beetle henüz üretimde değildi.
Eğer bir gün Fransa’ya gitme fırsatım olursa, ilk görmek istediğim mekanlardan biri filmdeki kafe olurdu. Bugün hâlâ Café des Deux Moulins adıyla işletilmektedir.
Pera Müzesi’ne kaçıncı kez gittim hatırlamıyorum. Aynı tablolara kaçıncı kez baktım hatırlamıyorum. Her gittiğimde mutlu oluyor ve defalarca baktığım tablolarda başka başka ayrıntılar yakalıyorum. Hazır cumartesi günü işten de izin almışım Pera’ya gitmek güzel olur dedim. Sonunda Pera Müzesi ile ilgili sizlere bir şeyler aktarabiliyorum. Öncelikli olarak sizlere Pera Müzesi’nin biraz tarihinden daha sonra ise güncel olan sergilerinden bahsetmek istiyorum.
2005 yılında Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından kurulan, 1893 yılında mimar Achille Manoussos’un İstanbul’un Tepebaşı’nda inşa ettiği yapı ‘müze-kültür merkezi’ işlevini görmektedir. Pek çok vakıflar ve kuruluşlar ile birlikte ortak proje yönetmiş olan müze aynı şekilde dünyaca ünlü ressamların ve sanatçıların eserlerine bünyesi içinde yer vermiştir.
Ağırlık ve Ölçü Sanatı Sergisi
Pera müzesinde şu an güncel olan sergilerden biridir. Pera müzesine girdiğinizde merdivenlerden çıktığınızda sağ tarafta öncelikli olarak bu sergi ile karşılaşacaksınız. Uygarlıkların ölçü, ağırlık birimlerini ve araçlarını görebileceksiniz. Ağırlık ve Ölçü Sanatı, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu’ndaki ağırlık ve ölçü aletleri etrafında şekillenen ekonomiyi, kültürü, kültürlerarası sistem ilişkilerini, toplumsal güven dinamiklerini ve birimlerin standartlaşmasının yolculuğunu, MÖ 2. binyıldan günümüze uzanan bir süreci görebileceksiniz.
Roma İmparatorluk Dönemi Astragalus (Aşık Kemiği) Biçimli Ağırlıklar
Ovidivus tarafından yazılan Fasti adlı kitapta “Ne olur çok kazanç elde etmemi sağla; kazancımın tadını çıkarayım! Müşterimi güzel sözlerle ikna etme zevkini tattır bana!” ibaresi geçmektedir. Sergide Roma’daki ağırlık ve ölçü birimleriyle ilgili de fikir oluşturabiliyoruz.
Hz. İsa’nın ikinci gelişini ve Son Yargı’yı temsil eden kompozisyon, İncil’de (Vahiy 20:12) tarif edildiği üzere ölülerin yaşarken sergiledikleri eylemlere göre yargılanacakları inancından yola çıkar. Bizans’ta, imparator figürünün merkezinde yer aldığı dünyevi mahkeme semavi mahkemenin bir yansıması olarak görülüyor, dünyevi adalet de semavi adalete karşılık geliyordu. Son Yargı kompozisyonlarında denge terazisinin odağa alınması, adil ve doğru tartmanın Tanrı’nın bir emri olduğunu hatırlatırdı. (Görsel 1)
Görsel 1İkinci Geliş ve Son Yargı Sahnelerini Tasvir Eden Kağıt İkona
Osmanlı Devleti dönemine ait ağırlık ve ölçü kavramlarını sergide görmek mümkündür. Tüccarların, esnafın ve kaşiflerin ölçü aletlerini farklı versiyonlarla görebileceğiniz bir imkan sunuyor. 1790’da Fransa Ulusal Meclisi, Fransız Bilimler Akademisi’nden tüm ağırlık ve ölçüler için değişmez bir standart oluşturmasını istemiştir. Neredeyse on yıl sonra Fransa, metrik sistem adı verilen sistemi kabul etmiştir. Böylece, bir metrelik bir çubuk ve Le Grand K olarak adlandırılan bir kilogramlık silindirden oluşan, platinden yapılmış iki prototip standart oluşturulmuştur. Osmanlı Devleti’nde bölgelere göre değişiklik gösteren ağırlık ve ölçü birimlerinde standartlaşma sağlamayı ve Avrupa ülkeleriyle yapılan ticaretin hacmini artırmayı amaçlayan “metrik sistem” kanunu 1869 yılında resmen kabul edilmiştir. Bu kanunla, zira-i aşari (metre), dirhem-i aşari (gram) ve ölçek (litre), devletin resmi uzunluk, ağırlık ve hacim ölçü birimleri olarak tanınmıştır. Yeni sisteme uygun ilk ağırlık ve ölçü takımları Fransa’dan getirtilmiştir. Öte yandan, 1869 yasasından sonra 60 yıl boyunca geleneksel ölçüler ile metrik ölçüler imparatorluk topraklarında birlikte kullanılmıştır. Metrik sistemin zorunlu kılınması ise Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin 1931 yılında yayınladığı “Ölçü ve Tartılar Kanunu” ile tam anlamıyla gerçekleşmiştir
Ölçü Kapları ve Ezacılığa Ait Araçlar (Osmanlı Devleti 19-20 Yy.)
Ağırlık ve Ölçü Sanatı Sergisi’nin hemen karşısında bulunan sergi Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu’ndan yapılan seçki ile kahve etrafında şekillenen çeşitli rutinleri, ritüelleri, ilişkileri ve kamusal alan, toplumsal rol, ekonomi gibi modernizmle bağdaştırılan kavramları, kahve kültürü ve bu kültürün gelişmesine katkıda bulunan Kütahya seramik üretimi ekseninde incelemektedir.
Kahve tüketimi yaygınlaştıkça, kahve ritüeli ile ilgili malzemelerin, özellikle de fincanların, -Çin porselenlerinden de esinlenerek- üretimi armıştır 16. yüzyılda İznik’te az da olsa fincan yapımının olduğu bilinse de, Kütahya’da 17. yüzyldan önce fincan üretimine dair bir bulguya rastlanmıyor. Kütahya’da fincan üretimi 17. yüzyılda hız kazanmış, 18. yüzyılda ise şehirdeki atölyelerin tekeline geçmiştir. Bu dönemde genellikle bitkisel bezemeli veya soyut figürlerle desenlendirilmiş fincanlara tabak ve zarf da eklenmiştir. Önceleri seramikten yapılan ve fincana yapışık şekilde duran fincan zarfları Osmanlı kültürüne aittir; tabak kullanımının ise büyük olasılıkla Batı merkezli olduğu düşünülmektedir. Kahvenin hazırlık, servis, tüketim ve saklama aşamalarında kullanılan kahve değirmeni, kahve tavası, kahve soğutucusu, cezve, ibrik ve kahve güğümü gibi malzemeler de kahve seremonisini tamamlayan diğer öğelerdir.
Kahve Molası Sergisi`nde Sanatçı kolektifi oddviz’in Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kütahya Çini ve Seramikleri koleksiyonundan ilhamla ürettiği Voronoi, koleksiyondan seçilen yaklaşık 150 eserin fotogrametri tekniği kullanılarak üç boyutlu modellenmesi ve dijitale çevrilmesiyle 18. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan bir zaman diliminde üretilmiş eserleri güncel ve dijital bir dil aracılığıyla bugüne aktardığı, fiziksel ile dijitalin birbirine temas ettiği noktalara odaklanan ve ikisi arasındaki geçişliliği vurgulayan videoya da ulaşabilirsiniz.
oddviz / Voronoi, 2020 /4K video, 3`30″
Kesişen Dünyalar
Müzenin ikinci katında bulunan Kesişen Dünyalar Elçiler ve Ressamlar Sergisi Suna ve İnan Kıraç Vakfı Oryantalist Resim Koleksiyonu‘ndan yapılan seçki bizleri sanatın rehberliğinde diplomasi tarihine götürüyor ve ilgi çekici kişiliklerle tanıştırıyor. Elçilerin Doğu’ya giderken maiyetlerine aldıkları ressamlara ya da burada karşılaştıkları sanatçılara sipariş vererek yaptırdıkları eserler Avrupa şatolarının duvarlarını süsleyen koleksiyonlara, gravürlü kitaplara dönüşmüş; başka sanatçıların eserlerine de kaynaklık ederek Osmanlı dünyasına ilişkin geniş bir görsel dağarcığın oluşmasını sağlamıştır. Avrupa ülkelerine gönderilen Osmanlı elçileri de dönemin önde gelen Avrupalı ressamlarının fırçasından çıkan anıtsal portrelere konu olmuş, bu önemli ziyaretin anısı yaşatılmıştır.
Kozbekçi Mustafa Ağa ve Maiyeti / George Engelhardt Schöder / 1727-28-?
Müze, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) işbirliğiyle, 16 Eylül – 12 Kasım 2017 tarihleri arasında 15. İstanbul Bienali’ne ev sahipliği yapmıştı. O dönem müzede 17 sanatçının eseri yer almış içlerinden Alejandro Almanza Pereda “Boşluk Korkusu” eserini müzeye bağışlamıştı. Serginin bulunduğu alanda bu eseri görebilirsiniz. Almanza Pereda, beton gibi bir inşaat malzemesini dış alan manzaralarıyla karşı karşıya getirerek insan eliyle gerçekleştirilen inşaatlardaki boşluk doldurma süreçlerine dikkat çekmektedir. “Boş alan korkusu ya da antipatisi” bir resim düzleminin negatif boşluklarını detaylarla doldurmaya dayalı geleneksel bir görsel tekniktir. Enstalasyonda, insanların coğrafyayı kendi isteklerine göre durmadan ve aşındırarak biçimlendirmelerinin karşısına pastoral bir doğa manzarası konuyor.
Kesişen Dünyalar sergisinin hemen karşısında bulunan Osman Hamdi Bey’e ait tablolara ulaşabilirsiniz. Pera Müzesi’nin Sevgi ve Erdoğan Gönül Galerisi’nde Osman Hamdi Bey’e ayrılan bu özel bölüm, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Oryantalist Resim Koleksiyonu’nda yer alan yapıtlarıyla, tutkunu olduğu resim sanatıyla ilişkisinin farklı yönlerini sergileyen örnekler sunmaktadır. Ayrıca “Osman Hamdi Bey’in Dünyasına Yolculuk: Sanal Gerçeklik Deneyimi” ile sanatçının tarihsel veriler doğrultusunda kurgulanmış çalışma ortamını ziyaret etme ve “Kaplumbağa Terbiyecisi” resminin içinde etkileşimli bir gezintiye çıkma imkânı vererek, bu çok yönlü kişiliği bir kez daha selamlıyor. (Covid-19 salgınına karşı “Osman Hamdi Bey’in Dünyasına Yolculuk” sanal gerçeklik deneyimi şu anda hizmet vermemektedir.)
Osman Hamdi Bey Sergi Alanı
Osman Hamdi Bey, Tanzimat Dönemi’nin yetiştirdiği bir Osmanlı aydını; resim, arkeoloji, müzecilik, sanat eğitimi gibi kültür-sanat yaşamının farklı alanlarında, bir ömre ancak sığdırılabilecek zenginlikte ve çeşitlilikte katkıları olmuş bir kişilik. Günümüzde varlığını Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak sürdüren Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’nin de kurucusudur. İlk Türk ressamlarından birisidir ve Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressam olarak tarihe geçmiştir. Onu en çok Kaplumbağa Terbiyecisi eseriyle tanıyoruz. 1906 ve 1907 yıllarında iki farklı versiyonunu çizdiği bu tablonun 1906 yılındaki versiyonu Pera Müzesi’nde sergilenmektedir.
Kaplumbağa Terbiyecisi / 1906
Bilet
Tam: 25 TL İndirimli: 10 TL (12 yaş üstü öğrenciler, öğretim görevlileri, 60 yaş ve üstü) Grup: 20 TL (tek seferde 10 bilet ve üstü)
Ücretsiz:Pera Müzesi Dostları, engelliler ve her engelliye refakat eden bir kişi, 12 yaş ve altı çocuklar, ICOM kart sahipleri, MMKD üyeleri ve basın mensupları, çarşamba günleri öğrenciler, cuma günleri saat 18.00’dan sonra herkes Pera Müzesi’ni ücretsiz ziyaret edebilir.
Uzun Cuma Pera Müzesi her cuma 18.00-22.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.
Genç Çarşamba Pera Müzesi ziyareti ve Pera Film gösterimleri çarşamba günleri tüm öğrencilere ücretsiz.
Ziyaret
Salı – Cumartesi 10.00-19.00 Pazar 12.00-18.00 Müze, pazartesi günleri kapalıdır.
“Osman Hamdi Bey’in Dünyasına Yolculuk” sanal gerçeklik deneyimi Salı ve Çarşamba günleri hizmet vermektedir. Saatler: 10.30–14.00 ve 15.30–19.00
Özel Günler Müze, Şeker ve Kurban bayramlarının birinci günü ve her yıl 1 Ocak’ta kapalıdır.
Ulaşım
Metro
Yenikapı – Hacıosman (M2) hattında, Şişhane durağında inin. Şişhane çıkışını kullanın ve Meşrutiyet Caddesi üzerinde ilerleyin. Pera Müzesi 10 dakika yürüme mesafesinde.
Otobüs
Tarlabaşı Bulvarı, İngiltere Başkonsolosluğu önündeki Tepebaşı-Beyoğlu otobüs durağında inin. Pera Müzesi 5 dakika yürüme mesafesinde.
DasDas’da gittiğim Parallel Universe sergisine bayıldığımı söyleyebilirim. Bilim, sanat ve teknolojinin iç içe geçtiği bu sergiyi gezmenizi tavsiye ederim. Yapay zeka sayesinde her biri 30 dakikalık seanslarla çok farklı gezintiler yapabiliyorsunuz. Dört başlıktan oluşan bu sergide şiirsel yapay zeka deneyimiyle başlayıp, Vincent Van Gogh’un tablolarının içinde gezecek daha sonra kendinizi Göbeklitepe’de bulacaksınız. Son seans da ise Osman Hamdi Bey’in tablolarının içindeki renklere kavuşacaksınız. Yapay zekanın ve GAN algoritmalarıyla yapılan bu sergide gördükleriniz size farklı bir bakış açısı sunacaktır.
Şiirsel Yapay Zeka Deneyimi
Ouchhh Studyo’nun Zenger küratörlüğünde oluşan eserlerini 15 eylül tarihine kadar DasDas’da görebilirsiniz. Van Gogh’un o muhteşem eserleri ve o muhteşem eserlerinin renkleriyle buluşmanız inanılmaz bir duygu yaratıyor.
Yapay Zeka Van Gogh, Veri Boyama
2018 yılında UNESCO kalıcı dünya mirasına giren insanlığın bildiğimiz bütün tarihini değiştiren Göbeklitepe’yi karşınızda bulacaksınız. Yapay zekanın bu inanılmaz yolculuğunda güzel vakitler geçireceksiniz.
AI Datamonolıth Göbeklitepe
Türkiye’nin en önemli ressamlarından Osman Hamdi Bey’in 32 eserinin ve eserlerinde kullandığı fırça darbeleri ile sizi sarmalayan bir deneyim yaşatıyor. Osman Hamdi Bey’in 32 eseri simülasyon haline getirilmiştir.
Osman Hamdi Bey (4. Bölüm)
Parallel Universe sergisi 15 eylül’e kadar devam edecek. Etkinlik biletlerini DasDas gişelerinden alabileceğiniz gibi mobilet.com’dan da ulaşabilirsiniz.
Etkinlik Bilgileri:
– Sergi açılış saatleri hafta içi 13:00, hafta sonu 11:00’dir.
– Etkinliğe giriş saatiniz satın aldığınız SEANSIN SAATİDİR.
– Öğrenci bileti, Öğrenci kimliği ile geçerlidir.
– 7 yaş ve altı ücretsizdir.
– Organizasyon şirketinin programda ve bilet fiyatlarında değişiklik yapma hakkı saklıdır.
– Organizasyon şirketi uygun görmediği kişileri, bilet ücretini iade ederek etkinlik mekanına almama hakkına sahiptir.
– İş Bankası Maximum özellikli kredi kartlarına %10 indirim uygulanmaktadır.
Metro /Avrupa Yakası’ndan metro ile gelmek isterseniz, Kadıköy veya Üsküdar’a geçtikten sonra aktarma yaparak DasDas’a gelebilirsiniz. Anadolu Yakası’ndan metro ile gelmek isterseniz, M4 hattında Yenisahra durağında inebilir, aktarma yaparak DasDas’a gelebilirsiniz.
Uzun zamandır gitmek istediğim Sadberk Hanım Müzesi’ne gidebilmenin mutluluğu var üzerimde. Öncelikle size bu müzenin tarihinden bahsetmek istiyorum. Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi 14 Ekim 1980 tarihinde Sarıyer-Büyükdere’de Azaryan Yalısı olarak adlandırılan yapıda, Vehbi Koç’un eşi Sadberk Koç’un anısına, O’nun kişisel koleksiyonunu sergilemek üzere açılmış, Türkiye’nin ilk özel müzesi olma özelliğini taşımaktadır. 19. yy sonunda yapılmış olan yalı 1950 yılında Koç ailesi tarafından satın alınarak 1978 yılına kadar yazlık olarak kullanılmıştır. Yalıya girdiğinizde ek bina (Sevgi Gönül Binası) olduğunu fark edeceksiniz. 1983 yılında müzenin koleksiyonuna kattığı Hüseyin Kocabaş Koleksiyonuna ait parçaların sergilenebilmesi için 1985 yılında yanı başındaki yalı da satın alınarak müzeye katılmıştır. Günümüzde yaklaşık 20 bine yakın eseri bünyesinde bulundurmaktadır. Helenistik dönemi, Selçuklu dönemi, Timur dönemi ve Osmanlı döneminden bir çok eseri burada görebilirsiniz.
Sadberk Hanım’ın Yağlı Boya Tablosu
Müzede kalıcı eserlerin yanında güncellenen sergiler olmaktadır. 11 Kasım 2020’de başlayan motif temalı sergi 31 Ekim 2021’e kadar sürecek. “Motif” başlığıyla kurgulanan sergi ve yayın projesi, müzenin belirli bir eser grubunu sunmuyor, aslında bütün müzeyi eserleriyle birlikte panoramik bir çeşitlilik içinde çok farklı coğrafyalarda birbirleriyle karşılaşmış farklı kültürlerin tarihsel motiflerini bir araya getiriyor. Motifler, beş konu altında toplanmıştır:
-dünya ve evren algısı (“Yaşam ve Güç”)
-doğa sahneleri ve bitkiler dünyası (“Doğa”)
-insanın kendi imgesini ve hayvan figürlerini sanata aktarması (“Figürlü Bezeme”)
-büyük ve görkemli bir sistemin kurallarının sanat yoluyla tekrarı (“Düzen ve Uyum”)
Müzeye yapılan ek binada (Sevgi Gönül Binası’nda) MÖ 6000’den, Bizans dönemi sonuna kadar Anadolu’da yaşayan uygarlıkların kültürünü yansıtan arkeolojik eserler kronolojik bir düzende sergilenmektedir. Arkeoloji Koleksiyonunda bir çok kaplar, figürler, ritüel semboller, cam eserler, sikkeler, süs eşyaları, tabletler ve heykeltraşlık eserleri ile mezar stellerini görebilirsiniz
Prehistorik ve Protohistorik dönem, Neolitik dönem, Frigler dönemi, Miken, Geometrik, Arkaik, Klasik ve Hellenistik dönem, Roma ve Bizans dönemine ait eserler sergilenmektedir.
Hellenistik ve Roma Dönemine Ait Süs Eşyaları
Azaryan Yalısı’nda Erken İslam, Selçuklu, Eyyubî, Memlûk, Timur, Safevi, Osmanlı dönemlerine ait eserler sergilenmektedir. Bu bölümde mekan, geleneğe v.s ait bir çok eseri bulabilirsiniz.Şahsımı en çok etkileyen eserler Timur dönemine ait çiniler oldu.
Timur Dönemine Ait Çini Örnekleri
Müze geziniz bitince müze bahçesinde dinlenebilirsiniz veya müze mağazasında sevdiklerinize hediyeler alabilirsiniz. Müze Çarşamba günleri, yılbaşı, dini bayramlar (pandemi dönemine mahsus) resmi tatillerde (pandemi dönemine mahsus) çalışmamaktadır. Açık olduğu günler saat 10:00-17:00 arası ziyaret edebilirsiniz.
Müze Bahçesi
Müze Bilet Fiyatları
Tam Bilet: 15 TL
İndirimli Bilet: 10 TL (Müzekart+ ve Museum Pass sahipleri)
Öğrenci Bileti: 3 TL
Ücretsiz Giriş: Öğretmenler Kokartlı rehberler ICOM Kart sahipleri 65 yaş üzeri ziyaretçiler Engelli ziyaretçiler (+1 refakatçi) 7 yaş altı çocuklar (+1 refakatçi) KoçAilem üyeleri Sotheby’s Preferred Kart sahipleri (+ 1 ziyaretçi)
Müze Ulaşım Rehberi
Otobüs Seferleri: 25A Rumelikavağı – Hacıosman 25E Sarıyer – Kabataş 25G Sarıyer – Taksim 25H Hacıosman Metro – Havantepe 25T Sarıyer – Taksim 25Y Hacıosman Metro – Yunus Emre / Uyum Sitesi 40 Rumelifeneri / Garipçe – Taksim 40B Sarıyer – Beşiktaş 41 Sinpaş Sitesi – 4. Levent Metro 41C Ayazağa – Sarıyer 41SF Sarıyer – Fatih Sultan Mehmet 42K Kazımkarabekir – Sarıyer 42KT Sarıyer – Kocataş 59RS Sarıyer – Rumeli Hisarüstü 150 Hacıosman Metro – Rumelifeneri 151 Hacıosman Metro – Kilyos 152 Hacıosman Metro – Zekeriyaköy / Kısırkaya 153 Bahçeköy – Sarıyer 154 Hacıosman Metro – Koç Üniversitesi